İşçi Demokrasisi Partisi olarak düzenlediğimiz, “Referandum öncesi; Türkiye nereye gidiyor?” başlıklı etkinlik, 26 Mart Pazar günü gerçekleşti. Etkinlik, İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (UIT-CI) Uluslararası Sekretaryası’ndan gelen selamlama mesajının okunmasıyla başladı. Ardından, konuşmacılar içinde bulunduğumuz politik kriz sürecinden, anayasa değişikliğinin asıl sebeplerinden ve girdiğimiz bu krizden nasıl çıkabileceğimizden bahsederken; ana konuşmaların sonrasında, salondan alınan sözlerle toplantı devam etti.

Dikkat çekilen asıl nokta, anayasa değişikliğinin asıl sebebinin Türkiye’nin bir rejim krizi içinde olmasıydı. On beş yıldır tek başına iktidarda olan AKP hükümeti, bu duruma planlı bir şekilde gelmeyip koşullarla birlikte sürüklendi. Politik kriz, 2013’te Gezi isyanıyla başladı. 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin mecliste ilk kez mutlak çoğunluğu kaybetmesi ve ardından ancak baskı ve şiddet yoluyla tek başına iktidar olabileceğini gösteren 1 Kasım seçimleri, bu krizin derinleşmesine yol açtı. 15 Temmuz süreciyle, AKP Hükümeti, ülkeyi ancak OHAL koşullarıyla yönetebilir hale geldi. Şimdi ise, amacı, OHAL koşullarıyla yönetimi kalıcı hale getirebilmek. Bunun yolu ise, OHAL kanun hükmünde kararnamelerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine dönüştüğü bir tek adamlık sistemi.

AKP Hükümeti, içinde bulunduğu yönetememe krizini, işçi-emek düşmanı politikalarını artırarak aşmaya çalışıyor. Bunu, ancak OHAL koşullarıyla yapabilecek olmasının nedeni ise, geçmişte Gezi isyanı, Bursa Metal Direnişi gibi deneyimleri yaşamış ve OHAL koşulları haricinde geniş kitlelerinin ona dur diyebileceğini görmüş olmasıdır. Türkiye servetinin yarıdan fazlasına sahip olan azınlık kesimin çıkarları ancak bu yollarla korunabilir. Kamu kaynaklarının Varlık Fonu eliyle yağmalanması, iş güvencesine dönük saldırılar, son yedi yılın en yüksek işsizlik oranlarına, kadın ve genç işsizlik rakamlarında rekor seviyelere ulaşılması bu durumun göstergelerindendir. Yakın geçmişte kıdem tazminatını kaldıracağını beyan eden AKP Hükümeti, adeta,”Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.” demektedir.

Referandumdan “Evet” çıkması halinde Saray rejimi varlığını sürdürebilmek için bir soluklanma fırsatı yakalayacak olmakla birlikte, politik kriz sonlanmayacağı gibi, daha da derinleşecek; “Hayır” çıkması halinde ise, iktidara geldiğinden bu yana düşman dedikleriyle dahi ittifak yapmak zorunda kalan AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın yalnızlığı iyice derinleşecek. Saray yönetiminin müttefiklerinden yoksun kalması ise, sınıfçı bir çıkış için işçi sınıfının ve sosyalist hareketin derlenip gücünü toplaması için bir fırsat olabilir.

Krizden çıkış için hiçbir burjuva kanatın gerçekçi bir çıkış önerisi yok. Gerçekçi bir çıkış, ancak, birleşik mücadelenin zeminlerinin derinleştirilmesiyle sağlanabilir. Tek adamın değil, ezilenlerin haklarını korumaya odaklanmış yeni bir Anayasa, seçim barajının kaldırıldığı ve en acil ihtiyaç halindeki hakları temin edecek kurucu meclis, işçi-emekçi hükümetin varlığı ve emperyalizmden kopuş ile bir çıkış yaratabiliriz.