Kadınlar, bu yıl 8 Mart’ta ülkenin politik gündemine seyirci kalmadılar ve hep birlikte Hayır’ı yükselttiler. Herhalde OHAL geldiğinden beri bu denli kalabalık ve coşkulu bir eylem-dayanışma daha olmamıştır. 8 Mart süreci Türkiye’nin dört bir yanında tüm haftaya yayılan etkinliklerle geçti.

Önce 5 Mart’ta Bakırköy’ün özgürlük meydanında miting yaptık. Normalde 8 Mart’lar Kadıköy’de Haydarpaşa’dan başlar, rıhtımda sona ererdi, bu sene değişik (!) sebeplerle Bakırköy’de toplanabildik. Valilik-Emniyet kadınlara miting izni vermemek için son iki gün kala dahi ayak diretmiş olsa da, demokratik, sosyalist örgütlerden kadınların çabasıyla miting son anda örgütlenebildi. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır derler, 5 Mart inadına sımsıcak ve güneşli geçti. Hemen her kortejde kadınlar Hayır’ı vurguladılar. Hayatlarımıza müdahaleye Hayır, OHAL’e Hayır, tek adamlık rejimine Hayır…

Hayır diyen kadınlar, uluslararası kadın grevine de destek verdi. Dünya çapında 40’tan fazla ülkede, binlerce kadın ve kuruluş, kadın hakları mücadelesini birleştirmek ve güçlendirmek için önemli bir fırsat olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü eylemlerle geçirdiler. 21 Ocak’ta Trump’ın iktidara gelmesinin akabinde Washington’da başlayan Kadın Yürüyüşü, ülke çapında 600’den fazla yerelde ve dünyada 75 ülkede kadın yürüyüşlerine ilham oldu.

Bundan aldığımız güçle 8 Mart gecesi 15. kez İstiklal Caddesi’ndeki feminist gece yürüyüşü düzenlendi. Gece yürüyüşüne katılan binlerce kadın ve trans; “Eşit emeğe eşitsiz ücrete ve güvencesiz çalışmaya Hayır! Savaşa ve sınır ötesi operasyonlara Hayır! Hak ve özgürlüklerimizin kırpılıp un ufak edilmesine Hayır! Erkek adalete ve erkek devlete Hayır!” sloganlarıyla İstiklal’i mora boyadılar.

Biz İsçi Demokrasisi Partisi’nden kadınlar ise, sokaktaki enerjimiz uçup gitmesin diye 13 Mart’ta bir salon toplantısıyla kendi gündemimizi tartıştık. Etkinliğimizi 8 Mart için Bursa’dan yola çıkan Türk Metal Sendikası üyelerini taşıyan otobüsün yaptığı kazada hayatını kaybeden Leyla Çiçek, Refika Barışsever, Özlem İnan, Fatma Hacıoğlu, Güleydan Sezer, Elvan Mutlu ve Leyla Yalçın’ın adlarını anarak ve mücadelemize kazıyarak başladık. Kadınların cephesinden referandum sürecinin ve kadın haklarına uygulanan saldırıların anlatıldığı sunumun arkasından kadınlar tek tek iş yerlerinde, okullarda yaşadıkları süreci anlattılar.

2010’dan 2017’ye referandumlar ve biz

8 Mart’taki coşkumuz şöyle dursun, referandum sürecine üç hafta gibi kısa bir süre kaldı. Fırat Kalkanı – El Bab derken yaratılan Hollanda krizi, hiçbir Batılının sokakta rahat yürüyemeyeceği tehdidiyle bitti. Yine de hiçbiri ama hiçbiri Evet lehine büyük bir artış yaratmadı.

Ülke olarak ilk defa referandum görüyor değiliz. 12 Eylül referandumu anılarımız hala taze. Kürtler olsun, kadınlar olsun ne zaman bir seçim-referandum sürecine girilse üzerinden politika üretilmeye başlanılan toplumsal kategoriler olduğumuz için, bize oynanacağı düşüncesiyle hazırlıklıydık doğrusu. Acaba hangimiz hain ilan edilecek, kahkaha atanımız mı hamile olanımız mı dışlanacak diye düşünmekteydik.

Doğrusunu söylemek gerekirse çok beklediğimiz yerden gelmedi, 2010 referandumuna kıyasla iktidar eli baya küçülttü. Çocuklara, yaşlılara, kadınlara anayasal eşitlik, pozitif ayrımcılık falan vaat bile edilmedi. Sadece yaşlı kadınlara dönük bir rüşvet paketi açıklandı: “Evde torunlara bakan büyük annelere maaş bağlanması” pilot uygulaması. Uygulama kapsamında, evde torunlarının bakımını üstlenen büyük annelere aylık 425 TL yardım yapılacak. Sadece 10 il için ilan edilen bu proje için anında 130 bin başvuru oldu. Ama sadece bir yıl süreyle ve sadece 6.500 kadın için öngörülen bu proje bu şekilde bir haftada eskidi ve imkansızlığı anlaşıldı.

Yine referandumda kadınları kapsayacak şekilde bir istihdam seferberliği açıklandı ama sadece son bir yılda sigortalı çalışan 40 bin kadının işinden olduğu düşünülürse bu seferberlik de hiçbir kadını “Evet” demeye ikna edecek gibi değil. Doğrusunu söylemek gerekirse CHP’nin “25 yıl evli kalan kadınlara emeklilik aylığı” vaadi bile daha ikna edici kaldı. Ev içi emeğin görünmesine bir nebze katkı sağlayabilecek bu talebin CHP’ye gelmesinin de, yine kadın hareketinin ev içi emek vurgusunu ön plana çıkarmasıyla ilgili olduğunu belirtmeden edemeyeceğiz.

Kadınlar referandumda pek tabi ki hayır diyorlar. Nasıl ki 12 Eylül 2010’da taksit taksit özgürlük olmaz dediysek, özünde bir suçun vesikası olan 12 Eylül Anayasası’nı yamalarla sürekli kılmayı kabul etmiyoruz dediysek, bugün de aklın yolu tek adam sistemi getirme hedefli bu referandumu çöpe dökmeyi ve ardından seçim barajının olmadığı, tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir seçimle bir kurucu meclis oluşturmayı öneriyor…