1. Yüksek Seçim Kurulu 16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandum sonuçları hakkında henüz kesin kararını açıklamamış olmakla birlikte EVET oylarını %51.41 (25,133,391), HAYIR oylarını ise %48.59 (23,758,401) olarak açıklamıştır. Dolayısıyla anayasa değişikliğinin 1,374,990 oy farkıyla (%2.82) kabul edildiğini duyurmuştur. İDP olarak biz bu sonuçların sadece şaibeli olduğu için değil, ama aynı zamanda referandumun kendisinin ve sonuçlarının bir bütün olarak meşru olmadığı kanaatindeyiz.
  2. Referandumda kabul edildiği iddia edilen anayasa değişikliği maddeleri, ülkeyi daha demokratik bir açılıma değil, parti-devlet diktatörlüğüne doğru sürükleme amacını ve hedefini gütmekte, anayasal ve demokratik haklar bütününde 1982 askeri cunta anayasasının daha da gerisine taşımaktadır. İşçilerin, emekçi halkın partisi olarak İDP, hiçbir ülkede o ülkenin rejimini ve/veya idari sistemini tek parti, parti-devlet, diktatörlük veya yasama-yürütme-yargı erklerini devletin zirvesinde birleştiren herhangi türden bir baskı sistemine sürükleyen hiçbir halk oylamasını meşru olarak kabul edemeyiz.
  3. Üstelik 16 Nisan referandumunun olağanüstü hal koşullarında, özellikle Kürt illerinde parti başkanlarının ve yöneticilerinin, belediye başkanlarının, parti üyelerinin hapislerde yatırıldığı, değişiklik karşıtı görüşlerinin ifade edilemediği, on binlerce insanın yerlerinden yurtlarından edildiği koşullarda ve iktidar partisinin yasa dışı olarak devletin tüm imkânlarını kullanarak kendini halkların özgür iradesi üzerine empoze etmeye girişmiş olduğu bir ortamda yapılmış olması, bu halkoylamasının meşruiyetini daha da bir sorgulanmasına yol açmıştır.
  4. Üstüne üstlük, daha referandumun ilk saatlerinden itibaren seçim sandığı gözlemcilerinden gelen şikâyetler ve eleştiriler, mühürsüz zarfların kullanımı, geçersiz mühürlerin devreye sokulması gibi binlerce ihlal, referandumu iyiden iyiye şaibeli duruma getirmiştir. Seçimleri izlemiş olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın raporunun referandumun hukuk dışı yöntemler dolayısıyla kuşkulu hale gelmiş olduğunu duyurması da bu gerçeği bir kez daha vurgulamaktadır. İDP, 2,5 milyon oyu ilgilendirdiği söylenen bu usulsüzlüklerin referandumun gayrimeşruluğunu artıran uygulamalar olduğuna inanmaktadır.
  5. Bütün bu olumsuzluklara karşın seçmenlerin yarısının otoriter bir rejime kayışa karşı kahramanca karşı çıkmış olmasını, emekçi yığınların bir zaferi olarak kabul ediyoruz. Ülkenin atardamarlarını taşıyan büyük kentlerde diktatörlüğe hayır denmiş olması, Bursa, Sakarya ve Kocaeli gibi sanayi illerinde AKP+MHP ittifakının önemli oranlarda geriletilmesi, Kürt illerinin demokratik duruşlarını korumaya devam ediyor oluşu, rejimin otoriterlik konusunda zorlanacağına ve demokratik ve toplumsal seferberliklerin güçleneceğine işaret etmektedir.
  6. Otoriterliğin yukarda anlatılan tüm antidemokratik uygulamalarıyla aldığını iddia ettiği oylar, bizzat kendisi tarafından Reis’lerinin bireysel kazanımı olarak ifade edilmektedir. Yani yeni kurulacak olan yönetim sistemi rejimin kurumsal bir zaferi değildir ve bu anlamda sahte bir galibiyettir. Böylece inşa edilmeye çalışılacak olan sistem, dengesiz bir otoriter rejim, son derece zayıf bir kişisel diktatörlük olacaktır. Cumhurbaşkanı ve AKP bu durumun farkındadır ve önümüzdeki günlerde ve haftalarda yapacakları durum analizlerinden sonra yeni stratejiler geliştireceklerdir. 7 Haziran 2015 seçim mağlubiyetinden sonra hükümetin Kürt illerinde ve tüm ülke genelinde başlattığı saldırılar hatırlanacak olursa, uygulayacakları yeni politikaların da benzer nitelikte olma olasılığı yüksektir. Cumhurbaşkanı’nın referandumun hemen sonrasında yaptığı konuşmalar bunun işaretini vermektedir.
  7. Yaratılmaya çalışılacak olan parti-devlet sisteminin ve Türk tipi otoriter rejimin zayıf olmasının yanı sıra, bu rejimin sözcülüğünü üstlendiği patronlar sınıfı, yani bir bütün olarak burjuvazi de kısmen kararsız ve esas olarak da şaşkın haldedir. Tek şefe dayalı bir rejimin orta ve uzun vadede siyasi olarak dengesiz, toplumsal açıdan tehlikeli ve ekonomik açıdan olumsuz olduğunu gören burjuva kesimlerden yeni siyasi çıkış arayışları bekleyebiliriz. AKP içindeki hoşnutsuzluklar, MHP’nin bölünmüş olması ve “demokrat-liberal” görünümlü merkez ve merkez-sağ politikacıların varlığı, burjuvazi için yeni bir alternatif oluşturma girişimlerine hız kazandıracaktır. Önümüzdeki haftalarda bu tip yeni parti ve partilerin kuruluşuna tanık olmamız olasıdır. Bu noktada İDP’nin görevi, işçi ve emekçi sınıfların sahte demokrat oluşumlara umut bağlamaması için çalışmak, sınıf bağımsızlığını esas alan politikalara ağırlık vermek ve devrimci partinin inşasını hızlandırmak olacaktır.
  8. HDP önderliğinin hapishanelerde ve dışarıda olanlarının da devlet baskısı altında olmaları nedeniyle HAYIR cephesinin önderliğini üstlenen CHP’nin ve onun başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandum kampanyası boyunca kendisi açısından başarılı bir performans gösterdiği söylenebilir ve dolayısıyla da şimdi HAYIR oylarının çoğunluğunu kendi partisi adına değerlendirmeye çalışacağı bellidir. Ne var ki bu partinin son tahlilde burjuva rejimin ve kapitalist sömürü sisteminin savunucusu olduğunu işçi ve emekçi kitlelere sınıfın birliğini bozmadan ısrarla anlatmamız gerekecektir. İDP, referandumun şaibeli ve gayrimeşru olduğu noktasında CHP’den ısrarcı olmasını isteyecek, özellikle CHP’ye gönül veren emekçi ve demokrat kesimlere ülkeyi ancak demokratik ve sosyal bir dönüşüme yöneltebilecek olan bir anayasanın meşru olabileceğini ısrarla anlatmaya devam edecektir.
  9. Kılıçdaroğlu’nun referandum ertesinde yaptığı ilk açıklamada, anayasanın bir “toplum anlaşması” olduğu ve bu nedenle de “siyasete büyük görevler düştüğü” yolundaki ifadesi, CHP’nin otoriter rejimle yeni bir anlaşma içine girebileceği sinyalini vermiştir. Nitekim Kılıçdaroğlu şimdi otoriter rejime “birlikte yeni bir anayasa hazırlanmasını” önermektedir. İDP emekçi kitleleri, antidemokratik otoriter rejim heveslisi liderlerle ve onların sözde vekilleriyle anlaşarak ve uzlaşarak demokratik bir anayasanın yapılabileceği hayallerine kapılmamaya çağırır. Gerçekten demokratik ve sosyal bir anayasayı, tüm toplum kesimlerinin, işçi-emekçi örgütlerinin, kadınların, sosyal hareketlerin katılımıyla oluşacak bir Kurucu Meclis gerçekleştirebilir. CHP’yi diktatörlük sistemiyle uzlaşmaya yanaşmasına karşı duracak ve onu bundan alıkoyacak yegâne güç, işçi ve emekçilerin, CHP’li genç militanların ve kadın hareketlerinin baskısı olacaktır. İDP bu güçlerle işbirliği yapmaya hazırdır.
  10. Öte yandan İDP, CHP’nin referandum öncesi propaganda döneminde Suriyeli göçmenler ve eyalet sistemi karşısındaki tutumunu ve söylemini karşıdevrimci olarak şiddetle eleştirir. CHP, Suriyeli sığınmacılara emek düşmanı ve ırkçı bir anlayışla tavır almaktadır. İDP, bu sığınmacıları Türkiye emekçi yığınlarının bir parçası olarak kabul etmekte ve bu ülkede kalıp yaşamak isteyen sığınmacılara tüm yurttaşlık haklarından eşit olarak yararlanmalarını savunmaktadır. Sığınmacıların ülkedeki iş olanaklarını işgal ederek yerel emekçiler arasında işsizliğe yol açtıkları iddiası, rejimin ve burjuvazinin işçi sınıfını bölmek için kullandığı iddiadan başka bir şey değildir. İşsizliğin asıl nedeni kapitalist üretim tarzıdır, onun ucuz emek sömürüsü hırsıdır ve işsizliği ortadan kaldıracak yegâne sistem tüm işçi ve emekçi yığınların demokratik kontrolü altında inşa edilecek olan planlı merkezi ekonomidir. İDP tüm ilerici sendikaları, sığınmacı ve göçmen emekçileri bu hedef doğrultusunda işçi sınıfıyla bütünleştirme doğrultusunda çaba sarf etmeye çağırır. Öte yandan, ülkedeki idari birimleri yeniden düzenleme yetkisinin tek şefe emanet edilmesi elbette karşısında olduğumuz bir düzenlemedir. Bu yetki derhal parlamentoya iade edilmelidir. Ancak bir bütün olarak eyaletlerin kurulması fikrine Kürt karşıtı bir yaklaşımla karşı çıkılması kabul edilemez. İDP, Kürt illerinin talebi çerçevesinde, o halkın kendi kaderini belirleme evrensel hakkı dolayısıyla, eyalet veya eyaletlerin kurulabilmesi yetisini —demokratik bir parlamentonun iradesinde olmak kaydıyla— desteklemektedir.
  11. HDP’nin, üzerindeki tüm baskılara rağmen demokratik bir parti olarak özgüvenle ve onurla dimdik ayakta durmasını selamlıyoruz. İDP olarak bu partinin üzerindeki devlet baskılarının her zaman karşısında olduk ve olacağız. Referandumda kaybettiği söylenen oyların bu baskı koşullarından, kitlesel sürgünlerden ve seçim hilelerinden kaynaklandığının bilincindeyiz. Buna karşın HDP Kürt halkın iradesini temsil etmeye devam etmektedir. Önümüzdeki dönemde HDP’den beklenen, tüm Türkiye işçi ve emekçi yığınlarıyla kucaklaması ve toplumsal kurtuluş mücadelesi ile halkların kendi kaderlerini belirleme hakkını bütünleştirmeye yardımcı olmasıdır. İDP, HDP gibi bir demokratik partiyle işbirliği yapmaya her zaman açık olacak, ulusalcı söylemle emekçi yığınların birliğini bozan ve rejimin eline “terör karşıtı uygulamalar” diye adlandırdığı gerekçeleri veren her türlü girişimi eleştirmeye devam edecektir.
  12. Seçmenlerin yarısını otoriterlik sistemine HAYIR demesini olanaklı kılan unsurlardan birisi de, demokratik kitle örgütleri, hareketleri ve sosyal medya olmuştur. Bu çevrelerde toplanan ve yılmaz bir biçimde diktatörlük girişimlerine karşı mücadele eden binlerce kadını ve erkeği, özellikle de gençliği yürekten kutluyoruz. Onların irili ufaklı topluluklar olarak ortaya koydukları çabalar, özellikle büyük kentlerde HAYIR’ın kazanmasında ve pek çok yerde Şef yanlılarının önemli oranlarda geriletilmesinde son derece önemli ve hatta yer yer belirleyici olmuştur. Şimdi İDP’nin görevi bu topluluklarla birlikte hareket etmeye devam etmek, onlarla birlikte bir emekçi alternatifinin gelişmesine katkıda bulunmak olacaktır.
  13. Sanayi merkezleri de dâhil olmak üzere büyük kentlerde HAYIR oylarının zaferi, işçi sınıfının baskı rejiminin yarattığı yanılsamalardan kurtulmakta olduğuna işaret etmektedir. Şimdi bu noktada tüm ilerici sendikalara ve diğer işçi örgütlerine bu süreci hızlandırmak görevi düşmektedir. Toplumun diğer kesimlerindeki muhalefet hareketlerine ve seferberliklerine güç ve örgütlülük ve daha da önemlisi yön kazandırabilecek olan, işçi sınıfının örgütlü iradesidir. Böyle bir iradeyi işçi ve emekçi sınıfların birleşik cephesi halinde geliştirmeye katkıda bulunmak İDP’nin en önemli görevidir.
  14. İDP, önümüzdeki siyasi mücadele sürecinin acil hedeflerinin şunlar olduğu inancındadır:
    1. Olağanüstü Hal derhal kaldırılsın!
    2. KHK uygulamalarına son verilsin!
    3. Tüm siyasi tutuklular ve tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın!
    4. Haklarında kesin mahkeme kararı olmayan ve KHK ile hukuksuz bir şekilde işten çıkarılanlar işlerine iade edilsin!
    5. Örgütlenme, ifade ve gösteri hakları üzerindeki baskılara son verilsin!
    6. 16 Nisan referandumu geçersizdir, gayrimeşrudur!
    7. Demokratik ve sosyal bir anayasayı oluşturacak bir Kurucu Meclis için ileri!