Türkiye tarihinin en önemli günlerinden birine, 16 Nisan referandumuna gidiyor. Erdoğan ve AKP ülkeyi bütün iktidarın tek bir adamın elinde toplandığı bir rejime sürüklemek istiyor. Daha güçlü bir ekonomi yaratmak ve terörü bitirmek için. Sanki 15 yıldır iktidarda kendileri yok, ekonomik çöküşü kendileri yaratmadılar, terörün başlamasında hiç payları yok!

Erdoğan 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri fiili olarak yürüttüğü tek adamlığa yasal kılıf arıyor. OHAL’i ve KHK’ları kalıcılaştırmak, işçi ve emekçi düşmanı, baskıcı, antidemokratik politikalarına devam etmek, derinleşen ekonomik krizin faturasını bizlere ödetmek, ayrımcı politikalarıyla Türkiye işçi sınıfını bölmeye devam etmek, yarattığı “iç savaş” politikasıyla Kürt halkını ve diğer tüm ezilenleri baskı altında tutmayı sürdürmek için.

15 yıllık iktidarları boyunca işçi sınıfının neredeyse bütün kazanılmış haklarına saldırdılar. Güvencesiz, taşeron çalışmayı kural haline, çalışırken ölmeyi olağan hale getirdiler. Grev yasaklarına başvurdular, mücadeleci sendikal örgütlülüğü ortadan kaldırmaya çalıştılar. Ülkede şu an resmi işsizlik rakamları %12, kadınlarda işsizlik oranı ise %16. Buna ek olarak her dört gençten biri işsiz. Bütün bu tablo kendi yarattıkları krizden çıkmalarını sağlamıyor. Daha da fazlası bizleri bekliyor. Referandum öncesi patronlara güven verebilmek adına ilk sarıldıkları politika, “evet” çıkarsa kıdem tazminatını kaldıracakları oluyor. Önümüzdeki dönemde krizle birlikte işten çıkarmalar olduğu takdirde Erdoğan ve AKP’nin patronları destekleyeceğini, olası bir grevde yeniden yasaklara başvuracaklarını, kamu sektöründe mücadeleci sendikaları tasfiye etmeye devam edeceklerini, her türlü muhalefeti sindirmek, Kürt halkı üzerindeki baskılarını artırmak için daha otoriterleşeceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Ne de olsa yaptıkları yapacaklarının teminatı!

16 Nisan’da referandumdan “evet” çıktığı takdirde tüm bu baskılar artacak ancak bu ekonomik ve politik kriz ortamında Erdoğan ve AKP’nin istediği düzeni tesis etmesi mümkün görünmüyor. Sonuçlarda “hayır” çıkması ise oldukça önemli olmakla beraber tek başına bütün sorunlarımızı çözmeyecek. Evet, moral üstünlüğü kitlelere geçecek ancak bu Erdoğan’ın girdiği yoldan geri döneceği anlamına gelmez. Karşımızda 7 Haziran seçimleri ve bundan sonra Erdoğan’ın izlediği politika örneği mevcut. Bu nedenle, referandumdan “hayır” çıkması moral üstünlüğü ele geçirmek adına oldukça önemli. Ama daha da önemlisi, referandumdan “evet” de çıksa “hayır” da çıksa gerek ekonomik gerekse de demokratik haklarımıza dönük baskılar devam edecek. Bundan dolayı, birleşik bir mücadele hattı örmenin gerekliliği daha da acil.

Ancak işçi sınıfının bağımsızlığını temeline alan, krize karşı gelişen ekonomik taleplerle, iktidarın baskıcı politikalarına karşı yükselen demokratik talepleri bir araya getirebilecek bir mücadele hattı bizlere umudu, dayanışmayı ve birleşik mücadeleyi inşa etme olanağı sağlayabilir. Ve 1 Mayıs’ta böyle bir politikayı yükseltmenin, işçi sınıfı ve emekçilerle buluşturmanın fırsatını sağlayacak.

  • OHAL ve KHK rejimine hayır!
  • Kıdem tazminatının kaldırılması, özel istihdam büroları, zorunlu BES ve grev yasakları gibi sınıf düşmanı uygulamalara hayır!
  • İşten çıkarmalar yasaklansın! İşsizlik fonunun yağmalanmasına hayır!
  • Savaş politikalarına, muhalefet üzerindeki baskı ve tutuklamalara hayır!
  • Tecavüz istismar yasası gibi çocuk evliliklerinin önünü açan, kadına yönelik her türlü eşitsizlik ve baskıyı meşrulaştıran uygulamalara hayır!
  • Doğayı talan ederek özel şirketlere peşkeş çeken rant uygulamalara hayır!
image_pdfimage_print