Anayasa değişikliği referandumu, emekçi halkımızın çoğunluğunun sivil diktatörlük anlamına gelen Başkanlık Rejimine karşı olduğunu açıkça ortaya çıkardı. Sonucun hileyle rejim yanlıları lehine ilan edilmesi bu gerçeği değiştiremez. Referandum sonucu meşru değildir. Kaldı ki, referandumun bizzat kendisi gayrimeşrudur. Demokratik hakları gerileten; parlamentoyu işlevsizleştiren; yasama, yürütme ve yargı güçlerini tek adamda birleştiren hiçbir halk oylaması, işçiler ve emekçi halk tarafından meşru olarak kabul edilemez.

Halkın tepkisini ortaya koyan bu sonuç, diktatörlük yanlısı güçleri telaşlandırmış ve savunmaya itmiştir. Patronlar da şaşkındır ve kendileri için istikrarlı bir sömürü düzeninin, zayıf doğan bir diktatörlük aracılığıyla korunamayacağının farkındadırlar. Hep birlikte, emekçi halkın demokratik seferberliğinden ürkmektedirler. Ama yanılmayalım: Rejim, hem patronlara ve emperyalist dünyaya güven vermek; hem de kendisinden ayrılmakta olan güçleri yanında tutabilmek için savunmadan saldırıya geçmek isteyecektir.

15 yıllık iktidarları boyunca işçi sınıfının neredeyse bütün kazanılmış haklarına saldırdılar. Güvencesiz, taşeron çalışmayı kural haline, çalışırken ölmeyi olağan hale getirdiler. Grev yasaklarına başvurdular, mücadeleci sendikal örgütlülüğü ortadan kaldırmaya çalıştılar. Şimdi de OHAL’i ve KHK’ları kalıcılaştırmak; işçi ve emekçi düşmanı, baskıcı, antidemokratik politikalarına devam etmek; derinleşen ekonomik krizin faturasını bizlere ödetmek; ayrımcı politikalarıyla Türkiye işçi sınıfını bölmeye devam etmek; yarattıkları “iç savaş” politikasıyla Kürt halkını ve diğer tüm ezilenleri baskı altında tutmayı sürdürmek için yeni planlar hazırlayacaklardır.

Bu planlı saldırıları durdurmak, diktatörlük inşasını tersine çevirmek mümkündür, zorunludur ve bu bizlerin, işçi-emekçi halkın elindedir. CHP ve HDP’nin referandum sonuçlarını gayrimeşru ilan etmeleri olumludur; onların yasal yollarla iptal etme girişimlerini de destekliyoruz. Ancak, yasamayı tekeline almış olan ve hiçbir yasal zorunluluğu kabul etmeyen bu otoriter rejimden, yasal süreçlerden elde edilebilecek olumlu sonuçları kabul etmesini beklemek olanaklı değildir.

Sivil diktatörlüğü engelleyebilecek yegâne güç, referandumda HAYIR’ı olanaklı kılan, işçilerin, emekçilerin, toplumun tüm demokratik ve devrimci kesimlerini oluşturan kadınların, erkeklerin, gençlerin toplu ve ortak seferberliğidir. Bu noktada tüm ilerici sendikalara ve diğer işçi örgütlerine bu süreci hızlandırmak görevi düşmektedir. Toplumun diğer kesimlerindeki muhalefet hareketlerine ve seferberliklerine güç ve örgütlülük ve daha da önemlisi yön kazandırabilecek olan, işçi sınıfının örgütlü iradesidir. Böyle bir iradeyi işçi ve emekçi sınıfların birleşik cephesi halinde geliştirmek önümüzdeki en önemli görevdir.

Sorunumuz sadece rejimin getirmeye çalıştığı anayasa değişikliklerini engellemek değil, yeni bir demokratik ve sosyal düzen kurabilmektir. Bu parlamentodan ve bu seçim sisteminden böyle bir yeni anayasal düzenin çıkacağına inanmıyoruz. Bunu ancak, Bağımsız ve Egemen bir KURUCU MECLİS gerçekleştirebilir. Sıfır barajla, partilerin yanı sıra tüm işçi ve emekçi örgütlerine seçime katılma ve mecliste temsil hakkının tanındığı, emekçi halk kesimlerinin mecliste temsilinin sağlandığı bir Kurucu Meclis.

OHAL ve KHK uygulamalarına son verilmesi; tüm baskı yasalarının iptali; demokratik hak ve özgürlüklerin yaygınlaştırılması; devletin kamu kaynaklarını yağmalayan yandaş patronlardan temizlenmesi; işçi ücretlerinin ve çalışma saatlerinin belirlenmesi; taşeronluğun ve diğer güvencesiz çalışma biçimlerinin iptal edilmesi; iş yasalarının emekçiler lehine yeniden düzenlenmesi; sendikal özgürlüklerin temini gibi demokratik, ekonomik ve sosyal taleplerin hayata geçirilmesi için bir Kurucu Meclis.

1 MAYIS 2017 DİKTATÖRLÜK REJİMİNİ ENGELLEYECEK KİTLE SEFERBERLİKLERİNİN ATEŞLEYİCİSİ OLSUN!

ÖZGÜRLÜKLER VE DEMOKRASİ, İŞÇİLERİN, EMEKÇİ HALKIN, KADINLARIN VE GENÇLERİN MÜCADELESİYLE KAZANILACAKTIR!