Referandum ile birlikte bir kez daha yapay bir kümelenme içerisine sokulduk. Öyle ki kimin evetçi, kiminse hayırcı olduğu, “o ünlünün kaç yaşında olduğuna inanamayacaksınız” başlıklı magazin haberlerinden daha çok ilgi gördü. Aslında Türkiye çok yönlü bir kutuplaşmaya evvelden beri sokulmuştu. Kürtler-ulusalcılar, laikler-şeriatçılar, batıcılar-Avrasyacılar…

Erdoğan ne kadar yalnızca kendi yasaları ile işleyen bir Türkiye mekanizması varmış gibi yaparsa yapsın tarihin yasaları işlemeye devam ediyor. Doğadan üstün olduğunu sansa da Erdoğan da gerçek bir kamplaşmanın tam da göbeğinde yer alıyor. İşçi düşmanlığı O’nun biricik dayanağı olmayı sürdürüyor.

Erdoğan yönetimi bugüne değin defalarca tökezledi ve her seferinde yanında güçlü birilerini buldu. Peki bu nasıl gerçekleşebildi? Erdoğan yönetimi altında geçen 15 yıl boyunca Türkiye hangi konuda mesafe kat etti ki birileri Erdoğan’ın yanında olmayı makul buldu? Türkiye Erdoğan yönetimi ile dış ilişkilerde tarihinde hiç olmadığı kadar etkisiz bir hale geldi. Eğitim sistemindeki çöküş ortada. Sağlık sistemi tüm makyajlara rağmen pahalılaşarak çöktü. Ne ulaşım ne de konut sorunu onlarca inşaat faaliyetine rağmen daha iyi bir hale geldi. Ekonomide ise Türkiye’nin dünya ile rekabet edebilecek bir güç olabileceğini iddia eden aklı başında kimse yok; ama Erdoğan yönetiminin emperyalizme ve Türkiye burjuvazisine sunabildiği şey işçi düşmanı politikalarındaki başarıları oldu.

Erdoğanlı 15 yıl

Erdoğan yönetimi 15 yıllık iktidarı süresince gerçek sendikalılaşma oranlarını ciddi şekilde azalttı. Türkiye’nin en kârlı işletmelerini özelleştirdi. Türkiye’yi dünyada en az hastalık izni kullanan ülkelerden biri haline getirdi. İşçilerin maaşlarından kesilen işsizlik sigortasını patronlar lehine kullanarak oradan işçilerin SGK primlerini ödedi, hatta İş-Kur aracılığı ile bu fonun parasını kullanarak patronların bedava işçi çalıştırmasını sağladı. Dünyada çalışma saati en yüksek olan, en az yıllık izin hakkı olan ve en fazla işçi cinayeti yaşanan ülkelerden birini yarattı. Kayıt dışı çalışmaya dair tedbir almayarak ülkeyi tam bir işçi cehennemi haline getirdi. Hem Türk hem de uluslararası (Hollanda dâhil olmak üzere) şirketler için grevleri yasakladı. Erdoğan tüm bunlar sayesinde Türkiye burjuvazisi ve emperyalizm için desteklenilebilir bir halde kalmayı başardı. Kendi ligindeki tek başarısı bu işçi düşmanı politikalar oldu.

Erdoğan yönetimi ciddi zayıflıklar gösteriyor. Normal bir yönetim yaratması her geçen gün daha da zorlaşıyor. En acil şekilde desteğe ihtiyacı olan Erdoğan yeni bir müttefik yaratamayacağına göre 15 yıldır en iyi yaptığı iş ile burjuvazinin tebriğini almaya soyunuyor.

Kıdem tazminatı

Kıdem tazminatı hakkı iş güvencesinin temeli olan haklardan biridir. Patronlar kıdem tazminatını ödememek için işçileri diledikleri gibi işten çıkaramıyorlardı. Ancak Erdoğan yönetimi bu konuda patronlara büyük bir rahatlık sağlayarak kıdem tazminatı sisteminde ciddi bir değişikliğe gidiyor. Her ne kadar, bugün çok az çalışan kıdem tazminatı alabiliyor, herkes alabilsin diye bu uygulamaya geçiyoruz denilse de işin iç yüzü hiç de öyle değil. Bu husustaki bir numaralı delilimiz şu, kıdem tazminatı vermemek için kırk takla atan patronların hiçbirisi yeni uygulamaya karşı çıkmıyor, hatta değişikliği derhal istiyor. Eğer uygulama hayata geçerse işçilerin işten çıkmaları halinde çalıştıkları her yıl başına almaları gereken kıdem miktarı 30’dan 10-15 günlük maaşa düşecek. Bu kıdem ise patronlardan kesileceği söylenilen bir fon üzerinden ödenecek. Ancak tazminat için biriken para fona aktarıldığı andan itibaren tüm kontrol Saray’ın eline geçmiş olup dilediği gibi değerlendirilebilecek. Hatta patronlardan alınan paranın miktarı iyice düşüp, işten çıkarılan işçinin kıdemi işsizlik sigortası fonundan (yani işçilerin vergilerinden) ödenebilecek. Esasında patrona ait olan borç kamuya yüklenmiş olacak. Patronlar diledikleri gibi işten çıkarma uygulamaları yapabilecek ve işçilerin ellerine geçen tazminat miktarı en iyi ihtimalle yarıya inmiş olacak.

Zorunlu arabuluculuk sistemi

Mevcut haliyle mahkemelerin uzun sürmesi ve dosya masraflarının yüksekliği işçilerin mahkemelere başvurmasını zorlaştıran etmenler içerisindeydi. Ancak yeni öneri eski ve zor olanı daha da zorlaştıracak. Patronundan baskı gören, haksız yere işten atılan, iftiraya uğrayan, maaşını zamanında alamayan, sigorta primi yatmayan, ve hatta maaşını hiç almayan işçi hakkını aramak için mahkemeden önce arabulucu heyete başvurmak zorunda kalacak. Bu heyetin parasını patron ile yarı-yarıya bölüşecek ve ancak buradan bir sonuç çıkmazsa mahkemeye başvurabilecek. Yine dosya masraflarını ödeyecek. Geçmişten farklı olarak geriye dönük beş yıllık haklarını alabilecekken bu süre iki yıla inecek.

Yani patronlar kıdem tazminatı vermek zorunda kalmadıkları için işçiyi istedikleri gibi işten çıkaracaklar. İşçilerin iş mahkemelerine başvurma süreçleri üç kat zorlaşacağından patronlar çalışma koşullarını alabildiğine cehenneme çevirme fırsatını kazanmış olacak.

Sarayın geleceği

Erdoğan kendine özgü ve daha önce görülmemiş olan bir şey yapmıyor. İşçilerin daha yoksul, zenginlerinse daha zengin olması için güçlü bir saldırı programı ile burjuvazinin karşısına çıkıp onlardan destek almak istiyor. Diğer burjuva partileri bu konuda ses çıkarmazken, TÜSİAD gibi burjuva örgütleri de Erdoğan’a kimi hoşnutsuzluklarını sıralarken ekonomik (kıdem tazminatının kaldırılması ve kamu kaynaklarının patronlarca yağmalanmasının önünün tamamen açılması gibi) reformların sürdürülmesi için çağrılar yapıyorlar.

Nasıl oluyor da Yiğit Bulut, Kalın ve “çok da şey yapmamak lazım” gibi laflardan daha karmaşık cümleler kurmayı beceremeyen bakanlarla birlikte Erdoğan yönetimi ayakta kalabiliyor diye soruyorsak işte sorumuzun yanıtı burada. Bu beyler son derecede ciddi işçi düşmanı politikaları hayata geçirmekte kararlılar ve seçim hileleri, baskılar ve daha bir dizi aleni başarısızlık hikâyelerine karşın bu saldırılar ile hayatta kalıyorlar.

Erdoğan’ın yol açtığı sayısız sıkıntının sonlanması için gerçekçi bir mücadele kampı var: birleşik bir sınıf mücadelesi! Önümüzdeki yakın dönemde kıdem tazminatının kaldırılmamasına ve zorunlu arabuluculuk sistemine hayır demek mücadelemizin acil ihtiyaçlarını ön plana çıkaran ve parçalanmış haldeki işçi sınıfını bir araya getirmeye yarayan talepler olacaktır.

image_pdfimage_print