Gayrimeşru referandumun gayrimeşru sonuçları açıklandığında, doğal olarak Tek Adam Rejimi karşıtı kitleler arasında ciddi bir infial oluşmuş ve insanlar reddiyelerini ve kızgınlıklarını sokaklarda ifade etmek için dışarılara çıkmışlardı. O anda tabii gözler, HAYIR cephesinin başını çeken Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrilmiş, CHP’den protestolara destek mesajı beklenmişti. Ama olmadı. Kılıçdaroğlu “provokasyonlara açık ortam” tespitiyle ne kendi partisini sokağa çağırdı, ne de çıkanları destekledi. Böylece eylemler sönümlendi, belirli bir moral bozukluğu oluştu ve Kılıçdaroğlu’na kendi partisi içinden bile tepkiler gelmeye başladı.

Bu durum kuşkusuz bir önderlik krizi yaratıyordu. Diktatörlük rejiminin baskılarına karşı mücadeleye istekli kesimler kendilerini seferber edip örgütleyecek ciddi bir önderlikten yoksun kaldıkları sürece geri çekiliyor, mücadeleler parçalı ve etkisiz hale geliyordu. Biz İDP olarak o noktada (daha öncelerinden beri öneregeldiğimiz gibi) bu önderlik işlevini üstlenecek bir İşçi ve Emekçi Cephesi’nin oluşturulmasını öneriyor; başta sendikalar ve işçi partileri olmak üzere tüm emekçi örgütlerini böyle bir cephenin oluşturulmasına çağırıyorduk.  Ama bu örgütler, gerek kendilerinde böyle bir dinamik göremediklerinden, gerekse kitlelerin acil ihtiyaçları etrafında bir araya gelme becerisini gösteremediklerinden, bu olmadı. Ne var ki, sınıf mücadelesinde politika boşluk tanımıyor. Sosyalistlerin dolduramadığı bir boşluğu reformizm doldurmakta pek güçlük çekmez.

“Adalet Yürüyüşü”

Ve CHP şimdi içeriği ve sonuçları bakımından son derece önemli bir seferberlik başlattı. “Adalet Yürüyüşü” olarak adlandırdığı uzun yürüyüşün neden örgütlendiğine ilişkin pek çok tahminde bulunabiliriz. Yürüyüşün Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının hemen ertesi günü başlatılması, onun o gece değil daha önceden düşünülüp tasarlanmış bir eylem olduğuna işaret ediyor. Tabii bu planın Berberoğlu’nun tutuklanma olasılığının da göz önünde tutulmasıyla hazırlanmış olması da mümkün. Bu arada, CHP’nin içinden ve tabanından gelen basıncın etkili olmuş olabileceği, partiyi birleşik bir biçimde ayakta tutabilme girişimi olarak tasarlandığı da düşünülebilir. Kuşkusuz CHP’nin şu anda Cumhurbaşkanı’nı ve AKP hükümetini bu seferberlikle düşürme gibi bir planı yok ve asıl hedefi 2019’daki veya bir yıl öne çekilebilecek olan seçimlere partisini hazırlamak ve %49,5’u pekiştirip bu oranı artırmak. Mümkünse kendi ağırlığında bir “ortak aday” belirleyebilmek için diğer partilerin toplum ve oy kitlelerini etkilemek.

Bunların hepsi mümkün, ama şu açık bir gerçek: CHP’nin Adalet yürüyüşü, Gezi ve Metal fırtına sonrası en büyük ya da en büyük olmaya aday bir seferberlik. Salt “adalet” gibi çok genel, aşırı burjuva demokratik ve farklı ideolojik ve politik duruşlardan kesimleri de etkilemeye ve/veya katmaya yönelik bir sloganla sınırlanmış olması, eylemin içeriğini de belirliyor. İşçi-emekçi eksenli bir seferberlik de değil; sınıflararası (ya da çok sınıflı diyebileceğimiz) bir protesto hareketi. Nerede ve nasıl biteceği, hangi sonuca yönelik olduğu müphem. CHP’nin burjuva demokratik karakterinden hareketle bazı varsayımlarda bulunabiliriz. Hatta geniş bir mitingle bitirilip sonuçsuz kalmasından, dolayısıyla da kitlenin hayal kırıklığına uğramasından da kuşkulanabiliriz. Ama tekrar edelim: Bunların hiçbiri, yürüyüşün şu an en büyük kitle seferberliği olduğu gerçeğini yok etmiyor. Şu anda bizim önem vermemiz gereken CHP liderliğinin sınırlılıkları değil, seferberliğin kendisi, ona katılan ve onu destekleyen kitleler, protestonun yol açabileceği yeni olanaklardır.

Yeni olanaklar

Önce adalet yürüyüşünün başlayıp bitecek ve daha sonrasında kitleleri 2019 seçimleri için beklemeye alacak bir girişim değil; Tek Adam Diktatörlüğüne karşı sürekli bir mücadele sürecinin bir aşaması olarak kavramalı ve hep birlikte bunu katılımcılara da aktarabilmeliyiz. Bunu başarabildiğimiz sürece, “Bu eylemden de bir sonuç alınamadı” türünden kısa vadeli ama köklü beklentilerin yol açabileceği moral bozuklukları engellenmiş, direniş isteği ve heyecanı teşvik edilmiş olur. Bu yürüyüş bir “son atılım” değil, grev yasaklamalarına karşı tepkilerin, gerici ve maşist saldırılara karşı kadınların direnişinin, zeytinlik yasasına karşı mücadelelerin, sokaktaki dinci baskılara karşı çıkışları birleşerek evrileceği yeni seferberliklerin önemli bir adımı olmalıdır.

Öte yandan, son derece genel bir slogan olan “Adalet” çağrısının içeriğini biz sosyalistler doldurmalıyız. OHAL’in kaldırılmasından ve gazeteciler ile tüm seçilmişlerin derhal serbest bırakılmasına, işten atılan akademisyenlerin görevlerine iadesine, grev yasaklamalarının durdurulmasına, kıdem tazminatı ve hafta sonu dinlenmesi haklarının korunmasına kadar değişen politik, ekonomik ve toplumsal slogan ve taleplerle bu seferberlikler içinde yer almalıyız.

Ve nihayet Kurucu Meclis… Biz Tek Adam gerici rejiminin, talancı oligarşinin Tek Parti diktatörlüğünün, 2019 başkanlık seçimleriyle tadil edilebileceğine inanmıyoruz. Ülkede gerçekten demokratik, emperyalizmden bağımsız ve sosyal bir rejimin, tüm işçi ve emekçi örgütlerinin katılımıyla oluşturulacak bir Egemen ve Bağımsız Kurucu Meclis eliyle inşa edilebileceğini düşünüyoruz. Politik mücadeleler ve devrimler tarihi, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda bunun yegane gerçekçi çıkış yolu olduğuna işaret etmekte. Ve bu amaçla bir kez daha tüm işçi ve emekçi örgütlerini bir Birleşik Cephe oluşturmaya davet ediyoruz.