Sosyalizm sadece Ramazan ayında mı hatırlanır? Elbette hayır. Ama Tek Adam rejiminin onca baskısı, onca eziyeti karşısında o kadar çok demokrasiden söz ediliyor ki, kendini en ilerici, en devrimci olarak sayanlar bile Sosyalizmi sanki “şimdilik” bir kenara koymuşlar, belirsiz bir geleceğe ertelemişler gibi.

Hepsi şimdi, “nasıl olur da bir dahaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde RTE’yi yeneriz” derdinde. Yüzde 49’u birleştirip sayıyı artırmanın arayışı içinde.

Sanki Tek Adam rejiminin saldırıları bertaraf edilirse; Parlamento eski gücüne kavuşursa; OHAL kalkarsa; Yargı, rejimin tekelinden kurtarılıp bağımsızlaşırsa… sanki bunlar olursa hemen Sosyalizm gelecek.

Oysa Sosyalizm nedir? İşçi sınıfının, tüm emekçi halkın seferberliğiyle iktidara gelmesi ve sınıfları ortadan kaldırmaya başlaması değil mi? Gelecek seçimlerde RTE ve AKP gidip yerine CHP, HDP, MHP muhalifleri gibi kesimler iktidar olursa, işçi sınıfı iktidara gelmiş mi olacak?

Sınai ve mali oligarşinin çalıp çırptıkları ellerinden mi alınacak? Temel sanayi sektörleri mi devletleştirilecek? İşçilerin kontrolü altında merkezi bir ekonomik plan mı uygulanacak? Dış ticaret mi devlet tekeli altına alınacak? Avrupa Birliği’nden, NATO’dan mı çıkılacak?

Tabii ki bunlar olmayacak. RTE’den kurtulunursa Sosyalistlerimiz çok sevinmiş olacaklar, ama Sosyalizm de bir kez daha “gelecek güzel günlere” ertelenmiş olmakla kalacak… Tabii bu tip sözde sosyalistlerimizle o günler gelirse…

Bunları söylerken elbette ki demokrasi mücadelesine önem vermeyelim demiyoruz. Demokrasi mücadelesini küçümsemiyoruz. Hatta, sözde sosyalistlerden, tüm ilerici demokratlardan daha fazla önemsiyoruz… Neden mi?

Çünkü birincisi: Bu memlekete demokrasi, işçi ve emekçi yığınların seferberliği, aktif mücadelesi ve örgütlülüğü olmadan gelmez. Bunu anlamak için kaç darbe daha yememiz gerekir?

Tek Adamcılar her gün taraftarlarını seferber ediyorlar, yeni seferberlik biçimleri bulup uyguluyorlar. Toplantılar, kampanyalar, mitingler, ev ev dolaşmalar… ne ararsan var. Bizim sosyalistlerimiz, demokratlarımız ne yapıyor? Aydın platformları, sanatçı bildirileri, imza toplamacalar, konserler, forumlar, “birlik adayı” aramacalar… falan. İşçilerin, emekçi halkın uzağındaki çabalar.

Oysa şalter hâlâ kalkık; sokaklar boş; işçi evlerini, fabrikaları, iş yerlerini ziyaret eden yok;  emekçi mahallelerinde kampanyalara rastlanmıyor; işçi-emekçi partileri, sendikalar, emek yanlısı örgütler, “haydi bir araya gelip bir mücadele cephesi kuralım” demiyor. Bunu diyen devrimci Marksistlerden de uzak durmaya çalışılıyor.

Biz demokrasiyi herkesten çok önemsiyoruz demiştik, çünkü ikincisi: İşçiler ve emekçiler, seferberlikleri sonucunda getirecekleri demokrasiyi, öyle kolayca başkalarının, patron partilerinin eline teslim edip fabrikalarına, evlerine geri dönmezler. Gerçek bir demokrasi, yani İşçi Demokrasisini kurarlar. Kendi örgütlerine; emekçilerin çıkarlarını gözeten yeni ekonomik, idari ve sosyal yapılara dayanan; dinsel cemaatlerden arındırılmış; kadınların özgürleşmesini esas alan; doğayı göz bebeği gibi koruyan; emperyalizmden tamamen bağımsız bir devlet rejimi kurarlar. Yani demokrasiyle birlikte Sosyalizmi de getirirler.

Sahte sosyalistler, burjuva demokratlar, “ilerici” liberaller, vs. işçilerden uzak durup kendi aralarındaki “platformlarla” yetinmeyi bu nedenle istiyor olmasınlar…?

***

Bunların Ramazanla ne alakası var diyeceksiniz. Var, çünkü Müslümanlıkta Ramazan, insanlar arasında eşitliğin ve paylaşmanın zorunluluğunu bir kez daha hatırlamayı gerektiren bir dönem. Ama günümüzün kapitalist sömürü sisteminde eşitlik ve paylaşım, gün boyu aç kalmakla, fitreyle, zekatla falan olmuyor.

Eşitlik ve paylaşım, kapitalist sermayenin yok edildiği, sınıfların ortadan kaldırıldığı, kadının ve erkeğin topluca özgürleştiği bir sistemde olanaklı ancak. Yani İş, Demokrasi ve Paylaşım, işçi ve emekçilerin öncülüğünde Sosyalizm ile olanaklı olacak. Bunu hatırlatalım dedik…