Nisan ayında en az 30 kadın öldürüldüğünü Şengül öğretmen de biz diğer kadınlar gibi okumuştu haberlerde. Bir sonrakinin kendisi olabileceği korkusunu taşıyordu belki de. Çünkü bir süredir erkek arkadaşı tarafından şiddet görüyordu ve ne yazık ki korktuğu başına geldi: Şengül öğretmen erkek arkadaşı tarafından evinin camından itilerek katledildi. Katlinden sonra onu Eğitim-Sen’li arkadaşları uğurladı.

Şengül Karadağ Eğitim-Sen’li bir öğretmendi. Eğitim-Sen’li kadın bir öğretmenin erkek arkadaşı tarafından şiddete maruz bırakılması ve ne yazık ki öldürülmesi bize kadınların erkekler tarafından katledilmesinin kadının eğitim durumunun, solcu, dindar ya da muhafazakar olmasının önemi olmadığını bir kez daha gösterdi. Erkek egemen devlet ve onun politikaları tüm kadınları erkeklerin şiddetine hedef haline getiriyor. Kadınlar sadece kadın oldukları için erkekler tarafından şiddet görüyor ve öldürülüyorlar.

O halde ne yapmalıyız? Madem erkek arkadaşı sendikalı bir kadını dahi öldürdü biz de sıramızı mı beklemeliyiz; öldürülmesek bile daha morluklarımızı nasıl saklayacağımızı mı düşünmeliyiz? Bu soruların cevabını hepimiz biliyoruz. Bir erkek tarafından katledilmeyi beklemeyeceğiz, morluklarımızı saklamayı da öğrenmeyeceğiz. Peki ne yapacağız? Şiddete uğradığımızda daha yüksek sesle bağırmayı öğreneceğiz. Şiddete uğradığımızı söylerken utanmayacağız. Bağırmaktan ve şiddetle mücadele etmekten yılmayacağız. En önemlisi de kadınlar olarak her alanda bir arada duracağız. Birlikte olursak bizi güçsüz ve yalnız göremezler, bizim yalnız olmadığımızı bilirlerse bizi camdan itemezler, yakamazlar, sokak ortasında bıçaklayamazlar, vuramazlar.

Bunlar beylik laflar gibi gelebilir ama değil. Tek bir kadın dahi şiddete uğramayana kadar, bir kişi daha eksilmeyeceğimiz güne kadar bunları söylemeye devam edeceğiz. Kadın Dayanışması olarak birliğimizi ve dayanışmamızı güçlendireceğiz. Çünkü biliyoruz ki ancak bu şekilde güçlü olmaya devam edebiliriz.