Hayatımız boyunca bizlere okullarda, ailemizde, çevremizde tarihteki erkek figürlerin başarıları anlatıldı. Öyle ki, bilimsel çalışmaları sadece erkekler yapmış, tarih boyunca elde edilen tüm toplumsal kazanımlar için yalnızca erkekler mücadele vermiş gibiydi. Tabii bunun, biz kadınların henüz okul çağındayken ikinci planda olduğumuzu kabullenmemiz için yapıldığını artık biliyoruz. Araştırmaya başladığımızda, şu an bulunduğumuz konuma aslında sindirilmeyi reddeden pek çok kadın sayesinde sahip olduğumuzu görebiliyoruz. Onları tanımak ve dünya tarihinde görünür kılmak için hala geç değil. Bu köşemizi artık, baskılarla yılmadan kazanımlar elde eden kadınlara ayırıyoruz. Dünden bugüne sayıca ne kadar çok olduğumuzu göreceksiniz.

Kate Sheppard (Süfrajet)   

Şimdiye kadar adını hiçbir okul kitabında göremediğimiz Kate Sheppard, kadınlara oy hakkını getirmeyi başaran ilk hareketin öncüsü.

1847 yılında İngiltere’de doğan Kate, babasının ölümü üzerine, 1868 yılında Yeni Zelanda’ya gelmek zorunda kaldı. Bu dönemde, tüm dünyada olduğu gibi, Yeni Zelanda’da da, kadınların doğası gereği sadece ev işleriyle uğraşması gerektiğine inanılıyordu. Kate, bunu kabullenebilenlerden biri değildi. Kader olarak dayatılan bu yaşamı değiştirmenin yollarını aramaya başladı. Karar verme mekanizmalarına katılabilmek için önce, o dönemde oldukça etkin olan kilisede aktif oldu. Kendisi gibi düşünen kadınlarla bir araya gelerek sosyal problemlerin çözümünde rol üstlenmeye başladı. Dönemin önemli problemlerinden biri haline gelen alkol bağımlılığına karşı hareketle başlayarak kadınlar ve çocukların karşılaştığı tüm zorlukları dile getirmek üzere, Yeni Zelanda Kadınlar Birliği’ni kurdular. Bu çabaları sırasında ise, söz sahibi olabilmenin yolunun kendilerine de oy hakkı tanınması olduğunu fark ettiler ve uzun sürecek bir mücadeleye başladılar.

Senelerce onlara, evlerine dönüp kocalarına yemek pişirmeleri ve çocuklarına bakmaları gerektiği söylendi. Kate’in cevabı ise şuydu: “Bize sadaka olarak verilen bu alanda yaşamaktan ve bunun dışındaki her yerin erkeklere ait olduğunun söylenmesinden yorulduk.”. Bu süreçte Kate ve yoldaşları, akıl hastası ve suçlu olarak ilan edildi. Tutsak edildikleri dönemler oldu. Ancak onlar, yıllarca, gazetelerini çıkarmaya, meydanlarda toplanmaya ve parlamentoya baskı yapmaya devam etti.     

1893 yılı geldiğinde, Kate ve yoldaşları, oy hakkı talep eden 32.000 kadının imzasıyla 270 metre uzunluğundaki son dilekçelerini yazdı. Kamuoyu baskısı ve kadınların direnişi artık parlamentonun baş edebileceği boyutta değildi. Böylece, 19 Eylül 1893’te dünya üzerinde kadınlara ilk kez oy hakkı tanındı. On hafta sonra gerçekleşen genel seçimlerde, Yeni Zelandalı kadınların %65’i oyunu kullandı. Süfrajetlerin bu kazanımı tüm dünyada yankı buldu.

Kate Sheppard, oy hakkı kazanımından sonra da Yeni Zelanda Ulusal Kadın Konseyi’nin başkanı olarak yoldaşlarıyla mücadeleye devam etti. Yayınından yönetimine her şeyin kadınlara ait olduğu tek gazete olan Beyaz Kurdele’yi çıkardı. 1909’da Uluslararası Kadın Konseyi’nin onursal başkan yardımcısı olarak, Yeni Zelanda’daki mücadelesini uluslararası hareketle birleştirdi.          

Kate Sheppard’ın hayatını kaybettiği 1934 yılından yalnızca bir yıl sonra ise, ilk kadın milletvekili Elizabeth Mccombs, İşçi Partisi’nden parlamentoya girdi.