Trump’ın başkan olmasıyla eli rahatlayan İsrail, açık hava hapishanesi haline getirdiği Batı Şeria ve Gazze’de Filistin halkına devlet terörü uygulamaya devam ediyor. İsrail terörüne karşı seferberlik halinde olan Filistinliler Mesid-i Aksa’nın giriş kapılarına 16 Temmuz’da metal dedektör kurulmasına karşı başlattıkları eylemlerde 3 kişi öldü yüzlerce yaralı var.

İsrail polisi, 14 Temmuz Cuma günü sabah saatlerinde Mescid-i Aksa’da silahlı saldırıda bulunduğunu iddia ettiği 3 Filistinliyi öldürmüş, olayda yaralanan 2 İsrail polisinin ise kaldırıldıkları hastanede öldüğünü açıklamıştı. Olayın ardından Mescid-i Aksa’yı 1948’den sonra ilk kez ibadete kapatan İsrail güçleri Kudüs halkına karşı tüm şiddetiyle saldırıya geçmiş durumda.

Yalnızlaştırılan Filistin   

İsrail’in son yıllarda mevzi kazanmasına sebep olan iki politik bir de ekonomik değişim gerçekleşti. Politik değişimlerden birincisi Arap devrimci sürecinin geri çekilmesiyle özellikle Mısır ve Ürdün’de gerçekleşen büyük İsrail karşıtı gösterilerin bizzat bu ülkelerin başta Sisi olmak üzere Bonapartist iktidarlarının eliyle bastırılarak İsrail ile kesintiye uğramış tüm anlaşmaları yeniden tesis edilmesi ve böylece İsrail’in bölgede meşrulaştırılması oldu.

İkincisi ise Trump’ın iktidara gelişi; Her ne kadar Rusya meselesi yüzünden ABD kamuoyu tarafından sıkıştırılmış olsa da izinsiz yerleşim yerleri yüzünden arası limoni olan Obama’ya göre Trump, İsrail’e koşulsuz destek sunmakta ve varlığını tehcir, sömürge ve işgal üzerine kuran bu ülkenin Ortadoğu politikaları için ileri karakol işlevini güçlendirmek istemektedir.

İsrail’in elini güçlendiren ekonomik değişim ise 2010 yılında Leviathan havzasında keşfedilen 20 trilyon metreküplük çıkarılabilir doğalgaz rezervi oldu.

Uluslararası kamuoyunda bizzat emperyalizm eliyle meşrulaştırılmış bu korsan devletin bir diğer en büyük destekçisi ise şüphesiz Türkiye. İsrail-Türkiye göründüğünden çok daha derin jeostratejik ilişkilere sahip. Ve bu derin ilişki Türkiye’nin zaten olmayan “Filistin davasını” özellikle son bir yılda çoktan satmasına sebep oldu.

İsrail ve Türkiye’nin son bir yılı 

2008-2009 Gazze’ye dönük dökme kurşun operasyonu, Davos krizi ve Mavi Marmara’yla bozulan politik ilişkilerin ardından 2013’ten beri yürütülen gizli diplomasiyle başlayan süreç 27 Haziran 2016’da yapılan mutabakatla “normalleşme” dönemine girmişti. -Belirtmekte fayda var, yukarıdaki kronolojinin hiçbir döneminde ekonomik ilişkiler bozulmadı.- Ve son dört yılda ikili ilişkilerdeki ekonomik hacim 4 milyar dolarla en üst düzeyine ulaştı.

İsrail’in varlığının ve Filistin sorununun bir sınıf mücadelesi sorunu olduğu ortada, 2011 Arap devrimci dalgasıyla günümüze kadar yaşananlar bunu defalarca kanıtladı. Bir yıl önce yazdığım bir yazıda durumu şöyle özetlemiştim;

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde yeniden yapılanan emperyalist kapitalizmin Ortadoğu’yu denetim altında tutma, bölünmüş 200 milyonluk Arap halklarının ve emekçilerinin zor yoluyla baskılanması için kurduğu ve bir nevi karakol işlevi gören korsan-terörist devlet İsrail ile ’50’li yılların başında NATO üyesi olan, yoğun Müslüman nüfusa sahip, emperyalizmin sopayla yaptıramadığını rıza yoluyla gerçekleştirmesinin aracı işlevi gören Türkiye’nin arasının 2010 yılında bozulması en çok emperyalizmi rahatsız etmişti. 2013 yılında Obama’nın öncülüğünde gerçekleşen diyalog süreci tam istenilen düzeye gelememişti. Özellikle son üç yılda gerçekleşen Mısır’daki darbe, Suriye’deki gelişmeler ve Rusya ile olan husumet gibi gelişmeler, zaten ekonomik olarak ilişkilerin hiçbir zaman kesilmediği İsrail ile politik arenada yan yana gelme zemini oluşturdu.” (13.6.2016 Kara gün dostu İsrail)

Normalleşme sürecinin sac ayaklarından biri de Doğu Akdeniz’deki İsrail gazı. Bu gazın 2019’da çıkarılacak olmasıyla ihraç edileceği Avrupa’ya Türkiye üzerinden gitmesi için her türlü diplomatik görüşmeyi gerçekleştiren iktidar, Enerji ile Turizm bakanlıkları düzeyinde ilk teması son bir yılda sağladı. İsrail enerji bakanlığı ise konuyla ilişkili son olarak şu açıklamayı yaptı; “Türkiye’ye boru hattı İsrail için uygun bir ihracat alanı. 2 veya 3 senede İsrail gazı Türkiye’de olabilir.”

İsrail’in Mısır’a Ürdün’e ve Türkiye’ye döşeyeceği boru hatlarıyla bölgedeki konumunu ve olmayan “meşruiyetini” güçlendirmeyi arzularken enerji koridoru olacağı için ağzı sulanan iktidar, Kıbrıs havzasında da İsrail ile birlikte çalışmak istiyor. Kıbrıs sorunu çözüldüğü takdirde Güney Kıbrıs üzerinden Atina’ya döşenecek bir boru hattı yerine Kıbrıs konusunu çözümsüz kılmaya çalışarak İsrail’i üzerine çekmeye çalışmaktadır.

Görüldüğü üzere Filistin sorununa tamamen “duygusal” yaklaşan Saray ve eşrafı, politik sorunların ekonomiye ket vurmasını engellemeye çalıştıkça İsrail-Filistin sorunundaki maskesi her seferinde tekrar tekrar düşüyor. Her şeyden önce bu gazın Filistin devletinin bir yeraltı zenginliği olduğunu ve İsrail’in zorla bu gaza el koymakta olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Ekonomik arenada her şey güzel gitse dahi sınıf mücadelesinin getirdiği politik alt üst oluşlar bu planların hiçbirinin gerçekleşmemesine sebep olabilir. Unutulmamalı ki, İsrail hem Arap hem de Yahudi emekçilerin kanını emen vampir bir devlettir. Yıkılması dışında da hiçbir gerçekçi çözüm yoktur. Filistin sorunun çözümünde Ortadoğu emekçilerinin dayanışması temelinde sınıf mücadelesinin ve kendi ulusal iktidarlarına karşı seferberliklerin birleştirilmesinin önemini vurgulamalı ve bu iktidarların Filistin sorunundaki iki yüzlü tutumlarını açık etmeliyiz.

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

İsrail ile tüm diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkiler süresiz durdurulsun!

Doğu Akdeniz gazı Filistin halkınındır. Tüm zenginlik ve iktidar Filistin emekçilerine..!