Kadınların nasıl giyineceğinin, nerelerde ve ne hallerde gezebileceğinin, kaç çocuk yapacağının salık verildiği, çocuk sahibi olmayı istememek gibi bir seçeneğin bırakılmadığı, kızlığının kadınlığının sorgulandığı, kısacası tüm insani hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmaya çalışıldığı bir dönemden geçmekteyiz. 8 Mart kadınlar günü konuşmasında kadın insan olarak kabul edildiğinde pek çok sorunun çözülebileceğini ifade eden cumhurbaşkanı üç beş psikopatın yanlışının bir kesime mal edilemeyeceğini, hak ettikleri cezanın devlet tarafından verilmesi gerektiğini savunuyor. Fakat son yıllarda yaşananlar hukukun, tacizcinin, tecavüzcünün ve kadın cinayeti işleyenlerin yanında olduğunu gözler önüne seriyor.

Geçtiğimiz günlerde yine ramazan ayında şort giydiği için bir kadını tartaklayan zanlı serbest bırakılmıştı. İki gün önce de Eminönü’nde “üstüne başına dikkat et, milleti azdırıyorsun” diyerek bir kadına sözlü tacizde bulunan adamın saldırısı karşısında susmayarak tepki gösteren kadına çevredeki halktan da destek geldi. Kıyafetim, ne giydiğim kimseyi ilgilendirmez diyen kadına cevaben “ben iyilik yapıyorum”, “cahilim” diyen adamın pişkinliği ise tüm bu yaptıklarının cezalandırılmayacağını bilmenin rahatlığının sonucu.

Peki gerçekten son yıllarda çok sık yaşanan bu tür taciz vakalarından sadece üç beş psikopat mı sorumlu? Aksine siyasilerin söylemleriyle ahlak sınırlarının kesin ve net çizgilerle belirlenerek yasal yaptırımlarla da desteklendiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Kadın kimliğinin daima aile içinde kurgulanmaya çalışıldığı alt metinlerle sokakta gezen, çalışan, hatta toplum içinde sesli gülen kadın dahi ötekileştirilirken, çocuk doğuran, ev içindeki ücretsiz emeğiyle kocasının sözünden çıkmayan kadın, kısacası annelik vasfı ve ailesiyle bir insan olarak görülen kadın profili özendiriliyor. Kadın, ailenin sürekliliğini sağlamak ve evinde oturmak yerine sokağa çıktığında “ahlaksız” olarak nitelenip, her türlü şiddete, aşağılanmaya ve hatta öldürülmeye layık görülüyor. Üstelik erkek egemen adalet sistemi ile de sınırsızca korunan erkekler, arkalarındaki sonsuz destekle, cezalandırılmayacaklarından emin bir şekilde bu suçları işlemeye devam ediyorlar.

Tüm yayın organları ve söylemler ile empoze edilmeye çalışılan bu erkek egemen anlayışın tersine, biz kadın dayanışması olarak emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir diyor, tüm kadınları bu zihniyetle mücadeleye davet ediyoruz.