O bir kapitalist…

Marx, bir tarihte, Devlet içindeki bütün savaşımların demokrasi, aristokrasi ve monarşi arasındaki savaşımın, oy hakkı uğruna vb. savaşımın, çeşitli sınıfların yürüttükleri gerçek savaşımların büründükleri aldatıcı biçimlerden başka bir şey olmadıklarını söylemişti. Şimdi “Al işte işi yine sınıf mücadelesine bağladılar; demokrasi, laiklik, adalet vb. bunca dert varken sınıf savaşını da nereden çıkardınız; demokrasi için bütün sınıfları bir araya getirmeye çalışırken  ‘sınıfların gerçek savaşımlarından’ söz etmenin sırası mı?” diye soranlar olabilir. Evet, itiraf edelim bir sınıf mücadelesi “takıntımız” var, ama emin olun bu defa suç bizim değil! Bütün suç  Cumhurbaşkanının. Bakın TOBB’da yabancı yatırımcılara konuşurken ne demiş:

“İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı, ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade izin vermiyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i. Fotoğraf oldukça net.”

Her işin altında o..!

Fotoğraf hakikaten oldukça net! Cumhurbaşkanı, OHAL’in temel toplumsal amacının grevleri engellemek olduğunu açıkça itiraf ediyor. Böylece OHAL’in bütün siyasi gerekçelerinin ve uygulamalarının asıl nedeni, iktidarın bütün faaliyetlerinin iktisadi, toplumsal altyapısı, sınıfsal karakteri, yani tarihsel ve güncel olarak hangi sınıfa hizmet ettiği net biçimde ortaya çıkıyor. Bu bağlamda tartışılan bütün sorunların; FETÖ ile mücadele, başkanlık rejimi, parlamentonun işlevsiz hale getirilmesi, devletin ele geçirilmesi, KHK’lar, demokrasi, insan hakları, siyasi baskılar, muhaliflerin çeşitli bahanelerle içeri tıkılması, Kürtlerle savaş, sınır ötesi harekâtlar, laiklik, siyasi İslam, dindar ve kindar nesiller, Rabialar, tek devlet, tek millet… dörtlemeleri… Artık aklınıza ne gelirse, yani “devlet içindeki bütün savaşımların” gerçekte “çeşitli sınıfların yürüttükleri gerçek savaşımların büründükleri aldatıcı biçimlerden başka bir şey olmadığını” bir kere daha anlıyoruz…

Mesel sınıf çıkarları oldu mu…

“Sınıf indirgemeciliği” falan yaptığımız sanılmasın. Bizim için sınıf mücadelesi fabrika, sendika vb. mevzularla sınırlı değil. Aksine toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel bütün alanları kapsıyor. Bu mücadelenin pek çok zaman doğrudan değil, çeşitli dolayımlar üzerinden zuhur ettiğini ve bunların her birinin kendine has nitelikleri olduğunu da biliyoruz. Elbette, başta “siyasi demokrasi” olmak üzere bugün mücadele konusu olan bütün sorunlar, gerçek sorunlardır; ancak hiçbir gerçek sorun boşlukta var olmaz. Zaten Cumhurbaşkanının bunca açık konuşmasının nedeni de bu. Hemen her konuda “milletine” hikâyeler anlatırken bu konuya damardan giriyor. Amacı, bu temel sınıfsal konuda herhangi bir boşluk, eksik veya yanlış anlamaya yer bırakmamak. Mesele sınıf çıkarları oldu mu, her zaman hitap ettiği “milletini” bir kenara bırakıp kendi mensup olduğu sınıfa, patronlara hitap ediyor; hem de en doğrudan, en dobra haliyle: “…İş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz OHAL’İ…”

Bunlar, zor zamanlarda yatırım gelsin diye öylesine edilmiş  sözler değil. O, patronların karşısına çıktığı her defasında bazen tehdit, bazen teşvik, bazen de hizmetlerini hatırlatıp kendisine yapılan “nankörlükleri” muhataplarının yüzlerine vurmak amacıyla hemen hemen aynı sözleri söylüyor. TÜSİAD İstişare Kurulu’ndaki konuşmasında da, “Türkiye üç kat büyümüşse, buradaki işadamlarımızın işleri beş, on kat büyümüştür…Devleti denetleyici ve düzenleyici tutarak özel sektörün önünü açabildiğimiz kadar açıyoruz… OHAL bizim sanayicilerimizin neyini engelledi…” diyor.

Evet, işçi kardeşim, bu bir sınıf mücadelesidir!

Açık açık söylüyor; amacı, işçilerin maddi koşullarını biraz olsun düzeltmek için giriştikleri grevleri, iş dünyamızı “sarstıkları” gerekçesiyle engelleyip patronların işlerini beş-on kat büyütmek…

Adam daha ne desin; seçimlerde AKP’ye (veya diğer patron partilerine) oy veren, referandumda başkanlık rejimine “evet” diyen işçi kardeşim, daha ne desin?! Senin karşında  “milletin adamı” kesilip patronların karşısında asıl kimliğini açık ediyor: Evet, o bir kapitalist, yani senden değil..!

Türkiye’de demokrasi, laiklik, adalet, eşitlik, özgürlük vb. derdine düşülen bütün sorunların gerçek çözümü, açık bir sınıf mücadelesiyle mümkündür. “Yoksulla zengini bir arada tutan sahte cemaat dayanışmasını kırmanın yolu sınıf mücadelesidir” derken boşa konuşmuyoruz.  Bakın, farklı cephelerde yer alsak da bir konuda Cumhurbaşkanı ile aynı görüşteyiz. O da bizi doğruluyor: Bu bir sınıf mücadelesidir…