Resmi ve resmi olmayan meteoroloji tahminlerine göre bu yazı yayımlandığında sıcaklar bir nebze kırılmış olacak. Felaket tellalı olmak istemem ama konu çok ciddi. Hava daha da sıcak olacak…

Dünyada en az hastalık izni kullanan, en uzun saatler çalışan, en çok işçinin öldüğü ülkelerinden biriyiz. Nihayet bir enimiz daha oldu: İçinden geçtiğimiz son bir haftada bulunduğumuz enlemde dünyadaki en sıcak ülke olduk. Balkanlardan gelen soğuk hava ve Afrika sıcakları gibi bizle ilgisi olmayan etmenlerden bahsetmeye çok alışmıştık. Nihayetinde AKP yönetimi tüm dünyaya yerli ve milli bir iklim örneği gösterebilecek: Erdoğan sıcakları! Şimdi kimse Allah’ın iklimi ile Erdoğan’ın ne ilişkisi olabilir demesin. 15 yıllık iktidarı süresince doğaya o denli zararlar verdi, dünya çapındaki zarar vericilerle o kadar işbirliği yaptı ki evet bu sıcağın sorumlularından biri Erdoğan’dır diyebiliriz. Artan kanser oranlarının da, nesli tükenen canlıların da, ani sel baskınlarının da…

Dünya’da insan ırkına ve canlılığa verilebilecek dönüşü olmayan hasar eşiği çoktan aşıldı. Bu sene Ağustos ayının ilk günlerinde gezegenimizin yenilenebilir olan yıllık tüketiminin tamamı sömürülmüş olacak. Ağustos’un ilk günlerinden itibaren gelecek kuşakların suyunu ve ekmeğini tüketiyor olacağız. Hiçbirinin geri dönüşü olmayacak. Dünyanın en büyük oksijen üreticisi olan alglerin en büyük popülasyonunu olan Avusturalya’daki 25 milyon yaşındaki en büyük mercan resifi bu yıl öldü! Tüm resiflerin tükenmesine 30 yıl kadar kaldı. Çünkü artan petrol tüketimi atmosferin karbonlu bileşenlerini arttırıyor. Havadaki karbondioksit suda çözünerek okyanusların asitliğini arttırıyor, buna dayanamayan resifler de ölüyor ve tüm ormanlardan daha büyük bir oksijen kaynağı olan resiflerin yok oluşunu izliyoruz. Bu yılın korkutucu kimi ilklerini de henüz yaşamadık: Ağustos ayının sonlarında Kuzey Kutbundaki buzların tamamı erimiş olacak. Dünyanın geri kalan tek kutbu için de işler pekiyi değil: Şu anda Antartika’da yağmur yağıyor!

Çevre sorunlarından bahsetmek çoğu zaman oldukça zor ve moral bozucudur. Çevre sorunları havaların ısınması, yağmurun yağmaması, sis basması gibi görünür ve derhal hissedilir vakalarda konuşulur hale gelir. Oysaki durum bilinenden çok daha vahim. Son dönemlerde yapılan duble yollar, köprüler, enerji santralleri ve yıkılan binalardan yayılan kanserojen maddeler ile kirliliğin tam olarak bağrında yaşıyoruz. Bu yüzden ısınıyoruz!

Sorunu daha iyi ifade edebilmek için yakın dönemde yayımlanan hava kirliliği raporlarını incelememiz faydalı olabilir. Dünya Sağlık Örgütünün ilan ettiği limitlere göre Türkiye’de solunabilir bir hava kalitesine sahip olan yalnızca bir il var; Çankırı. Diğer tüm illerin havası solunmaması gerekecek düzeyde kirli! Bir bölgenin havasına kirli diyebilmek için o bölge havasındaki kirletici maddelerin bir yıl içerisinde 35 kez limit değeri aşması gerekiyor. Bu kirlilik değerlerinin bir yıl içerisinde Yenibosna’da 181, Esenyurt’ta 282, Ankara Sıhiyye’de 245, Keçiören’de 178, Iğdır’da 265, İzmir Gaziemir’de 129, Muş’ta 270, Tokat-Erbaa’da 208,  Denizli Merkez’de 211, Samsun’da 185 gün boyunca misli ile aştığı tespit edilmiş durumda. Daha da kötüsü iki buçuk ay boyunca ölçüm yapılmamış istasyonlar mevcut ve bu dönemlerde nasıl bir havanın solunduğunu bilemiyoruz.

Şaka değil, tahribat bu şekilde devam ederse ömrümüz yaşadığımız gezegenin sonunu görmeye yetecek! Sorun bu denli ciddiyken dünya zenginlerinin en büyük derdi 2008 krizinin etkilerini atlatılamaması ve ekonomik durgunluk. Buradan çıkış için ise doğayı daha çok tahrip etmenin ve işçi sınıfını daha kötü koşullarda çalıştırmanın yollarını arıyorlar.

Bundan 1938 yıl önce Vezüv yanardağı aktifleşti. Son günlerini yaşayan Pompeii hakimleri üzerlerinde mücevherler olduğu halde; köleleri onlara hizmet ederken, meyve yerken, geneleve giderken ve paralarını sayarken ani bir lav seline tutuldular. Kavrulup taş kesildiler. Pompeii’den geriye önemli arkeolojik bulgular ve egemenlerinin son günah gününün ateşle dondurulmuş anı kaldı.

Dünyanın yeni hakimi olan günümüzün bir avuç zengini ise Pompeii’nin son günlerini iki bin yıl sonra Vezüv’e çomak sokarak yad ediyor.

Burjuvazi dünyayı kararlılıkla sona sürüklüyor. Bu konuda itidale, akla çağırılabilecek bir yanları da yok. ABD’nin dışişleri bakanı Tillerson (Exxon Mobile eski CEO’su), küresel ısınmanın etkilerini saklama suçunu işlemişti. Türkiye’de de kirlilik ciddi boyutlara ulaşırken ülkeyi tek başına yöneten Erdoğan hala gözünü langoz ormanlarına yapılacak nükleer santrale ve zeytinliklere dikmiş durumda.

Aynı gezegende yaşıyor olmamız çok da bir şeyi değiştirmiyor. İklim değişikliği önümüzdeki süreçte daha da ciddi sonuçlara yol açacak. Tüm dünyada aniden en katı tedbirler uygulansa bile hasar bir müddet daha devam edecek. Ancak son treni hala kaçırmadık.

Tüm kirletici sanayilerin işçi denetiminde kamulaştırılması ve doğa merkezli planlı bir ekonomi ile kurtuluş hala mümkün. Aksi halde gezegeni bir kenara koyalım, Türkiye’yi bekleyen gelecek şu: Artan sıcaklarla tarımın büyük zarar görmesi, hava kirliliğinin kusturacak boyuta ulaşması, su kıtlığı, seller, coğrafyanın bir kısmının sular altında kalması ve mültecilik…

Erdoğan’ın niçin kendi heykelini yaptırmadığını merak edenlerden biriydim. İktidarda kalırsa nihayetinde heykelinin sular altında kalacağını bildiği için olabilir mi?