Bugün Vedat Türkali’nin ölümünün birinci yıldönümü. Onu, kendisinin vefatının üzerine kaleme alınmış bir yazıyla anıyoruz.

Türk dili edebiyatının yetiştirdiği önemli maddeci yazarlardan Vedat Türkali, Yaşar Kemal’in vefatının üzerinden geçen bir buçuk senenin ardından, hayata veda etti. Türkali’nin Yaşar Kemal ile birlikte temsil ettiği yazınsal değerler, bugünün edebi üretim ortamında özellikle tartışılmaya değer belli başlı yönleri ile öne çıkıyor. Neden mi? Zira sadece Türkiye ile sınırlı kalmamakla birlikte, uluslararası düzlemde vuku bulan şiddetli bir kültürel krizin tam ortasındayız. Bu kriz çıkış noktasını, ‘insan türünün en soylu faaliyeti olan’ yazınsal üretim ile öğrenimin, yeni ekonomi politikalarının belirlediği çerçeve doğrultusunda bayağılaştırılmasında buluyor.

Yanlış anlaşılmaları önlemek için belirtelim: Bir krizin söz konusu olduğunu ifade ederken, mevcut olan kültürel birikimin, elitist ve Batılı ölçütlerin penceresinden yetersiz kaldığını iddia etmiyoruz. Aksine rafları ve piyasaları bir süredir dolduruyor olan edebi faaliyetin, idealizm ile yoğrulmuş bu ölçütlerin bir sonucu olarak, etkin bir bayağılaşma süreci ile karşı karşıya olduğunu söylüyoruz. Elbette bu sürecin bütün dinamiklerini ve yönlerini, tarihsel gelişiminin evrelerini ve kısa vadeli sonuçlarının tümünü, kısa bir metin olması amaçlanan bu yazıda inceleyemeyeceğiz.

***

18. yüzyılın hayranlık uyandıran köprüleri ile katedrallerinin biçimi, Gotik mimarisi, Rönesans’ın radikal gerçekçi ürünleri ile viyolaya yedinci teli ekleyerek müziğe derin bir melankoli kazandıran kral düşmanı Sainte Colombe’un mirası ile benzerlerinin prestijini üstlenmiş olan toplumsal bir sınıfın, yüzyılımızda donuk, yapay, mistifikasyonlarla dolu ve dejenere olmuş geniş bir apolitik edebi üretimin başlıca destekleyecisi oluşu, tarihin bir ironisi değil yasası! Ana caddelerin kitapçılarında ‘Kişisel Gelişim’ başlığı altında pazarlanması için ‘sergilenen’ pop kültürünün sığ ürünleri, mevcut üretim ilişkilerinin yıkıcılığı altında paramparça olmuş hayatlara, her gün farklı bir şekilde metafizik-ekonomik öneriler getiriyor.

Hemen soralım: Acaba kaç birey kaç defa, sınıf atlama dürtüsüyle ‘evren’ olarak tanımlanan muğlak bir ‘noumenal’ ‘tasarıma’, ‘enerji’ gönderdi? Kaç büro çalışanı, günün sonunda işsiz kalmamak için sendikal bir seçenek aramaktansa, güneşin daha ufukta gözükmediği bir saatte, mesaisine geç kalmamak için uyanırken ‘güneşi’ selamlamaya yönlendirildi? Kaç ücretli, en ilkel inançlara en modern biçimlerin geçirilmesi sonucu, yaşadığı bu ızdırabın tek yaşamı olmadığına, ölümden sonra farklı bir ‘spiritüel’ deneyimin onu beklediğine inandırıldı? ‘En temel 100 eşya ile yaşama rehberi’ benzeri yokluğu kutsayan kaç stoacı metin, sefaletin mutluluk ile eşdeğer olduğu propagandasını yapmıştır? Edebiyat kategorisi altında sayılan yeni bir dinle, peygamberi şirket CEO’ları ve hayat koçları olan, kutsal kitapları ‘Ferrarisini Satan Bilge’, ‘The Secret’, ‘Simyacı’ ve benzerleri olan, en önemli ayeti yarını inşa etmek değil bugünü tüketmek olan yeni bir gerici inanç dalgası ile yüz yüzeyiz. Edebi bir ihtiyaç olarak militan bir ateizmin hayatlarımızın bütün köşeleri ile yönlerini en gerçekçi ölçütlerle ve en acımasız sıfatlarla betimleme gereksinimi, ‘kurtuluşun’ hakiki metotlarına ve araçlarına ışık tutması bağlamında, bu yeni dalganın etkili boyutlarından kaynaklanıyor.        

‘Evrenin’ büyülü bir durağanlık ile işlediği tezinden yola çıkarak maddi hayatın soyutlanmasını savunan bu edebi-felsefi ‘inanç’ toplamının, Reagan-Thatcher dönemi ile özdeşleşen sosyal saldırılar bütünü karşısında sayısız mevzi kaybeden sınıflar mücadelesinin oldukça belirleyeci sonuçlar doğurduğu bir konjonktürün çocukları olduğunu hatırlamak gerekiyor. Zira bir toplumsal sistem çözümlenmeye başladığında, insanlar köklü maddi alternatifler ve inisiyatifler yaratabilmesi gereken öznel etmenlerin yokluğu sebebiyle, kurtuluşu öteki dünyada aramaya başlarlar.

Bugünün sözde edebi üretimi de, adeta antropomorfist öğretiyi ve ispritizma inanışını kitlelere aşılamak için kullanılan bir faaliyet şeklini aldı. Coelho’nun düzey olarak vasat sıfatıyla tanımlanabilecek kitapları gibi, varlığını sürdüren toplumsal barbarlığın bayağı nosyonlarına karşı insanı sinizm yoluyla eğitmek isteyen kitaplarla dolu raflar. Bütün bu verilerin gösterdiği ortak olgu ise içinde yaşamakta olduğumuz düzenin ihtiyarlık döneminde olduğumuz… 

image_pdfimage_print