Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadının doğum kontrol yöntem ve araçları ile kürtaj hakkı kısıtlanmak/kaldırılmak isteniyor. Yasal anlamda yasak olmamasına rağmen, uygulamada hiçbir devlet hastanesi kürtaj yapmıyor ve sağlık sistemi kürtaj olan kadınları fişlemek üzerine kurulmuş durumda. Neo Bonapartist bir rejimin inşa edildiği Türkiye’de AKP hükümeti yeni muhafazakar politikalarla kadın bedenine müdahaleyi ana gündemlerinden biri haline getiriyor.

Aşağıda okurlarımız için Arjantin’deki kardeş partimiz Izquierda Socialista’nın da örgütleyicisi olduğu “28 Eylül Yasal Kürtaj için küresel mücadele günü” kampanyası deklerasyonunu paylaşıyoruz. 28 Eylül günü sadece kürtaj hakkı için değil, aynı zamanda kadınların maruz kaldığı tüm şiddet ve baskı araçlarına karşı çıkışın ifadesi olacaktır.  İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi için gerekli doğum kontrol araç ve ilaçlarının ücretsiz ve kolay erişilir olması ve ücretsiz, sağlıklı, erişilebilir ve güvenli koşullarda kürtaj hakkının güvenceye alınmasını talep ediyoruz!

Yasal Kürtaj için küresel eylem

Dünya çapında 1424 milyon kadın yasal kürtajın değişik şekillerde kısıtlandığı ülkelerde yaşıyor. Latin Amerika, Afrika gibi en yoksul ve eşitsiz durumda olan bölgelerde kadınlar kendi bedenleri üzerinde karar verebilme haklarının önünde daha da büyük engellerle karşılaşıyorlar. El Salvador, Nikaragua gibi yerlerde kürtaj olan kadınlar bir sürü sebep uydurularak cezalandırılabiliyorlar. Kürtajın yasa dışı olması, biz kadınları daha fazla tahakküm altında tutmak için kontrol etmeye çalışan kapitalist ve patriarkal sistemin araçlarından biridir.

Yine de tüm yasak ve engellemelere rağmen, dünya çapında yılda 46 milyon kadın değişik sebeplerden ötürü gebeliklerini sona erdiriyorlar. Bu da dünya genelinde gebeliklerin yüzde 50’sinin kürtajla sona erdiği anlamına geliyor. Kürtajın suç haline getirilmesi yüzünden ise her yıl 47 bin kadın kötü ve gizli şartlarda yaptırdığı kürtaj uygulamaları yüzünden hayatını kaybediyor. Çalışan, yoksul, genç ve göçmen binlerce kadın gebeliklerini sona erdirmenin bedellerini hayatlarıyla ödüyorlar. Sonuç olarak, kürtajın yasal olmadığı ülkelerde gebe kadınların en büyük ölüm sebebi kürtaj oluyor. Bu durum, büyük klinikler pahalı illegal kürtaj uygulamalarından en yüksek gelirleri elde ederken, Trump’ınki gibi emperyalist hükümetlerin ve Vatikan türü dini kurumların desteğiyle kürtajı engelleyen uygulamalarla ve kendi bedenleri-gebelikleri üzerinde karar vermek isteyen kadınları fişleme politikalarıyla eş zamanlı ilerliyor.

Üstelik, çifte ahlaki standartlarıyla, kendi pedofil rahiplerini savunan ve doğum kontrol yöntemlerine karşı çıkan Katolik Kilisesi’nin ta kendisidir ve esas olarak, kendi bedenleri üzerinde karar vermek isteyen kadınları fişlemek ve damgalamaktan da o sorumludur. Örneğin, şovenist El Salvador’da 19 yaşında genç bir kadın olan Evelyn Hernández, tecavüze maruz kaldıktan sonra kendiliğinden düşük yaptığı için 30 yıl hapse mahkûm edildi. Farabundo Martí Cephesi’nin yerel yönetimi ve kadın düşmanı mahkemelerle Katolik Kilisesi, toplumdaki kadınların geri kalanına ders verme maksadıyla, mağdur kadını toplumsal olarak kınayan ana kurumlardan oldu.

Ancak kadınların bedenlerine ve hayatlarına yapılan müdahale sadece kürtajın yasal olmadığı yerlerle sınırlı değil, aynı zamanda kürtaj hakkının on yıllardır süren mücadelelerle kazanıldığı yerlerde de söz konusu. Ekonomik kriz ve kesinti paketleri bahane edilerek kadınların en önemli eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hakları Papa Francis tarzı “ilerici” kilise yönetimlerince tırpanlanmaya çalışılıyor.

2016 Polonya örneğinde olduğu gibi, gebeliğe gönüllü müdahale hakkının geri alınması için hükümetlerin büyük saldırıları mevcut. Benzer durumlar, Fransa ve İtalya’da çok sayıda doktorun vicdani ret hakkını öne sürerek kürtaj yapmayı reddetmesi gibi olaylarda da görülüyor. Yine de kadınların mücadelesi bundan çok daha üstün durumda. Tıpkı 2014 yılında İspanya’daki kadınların yaptığı gibi Polonyalı kadınlar da haklarını tırpanlamaya çalışanlara büyük bir grevle göz dağı verdiler ve bu saldırıyı durdular. Yine Şili’de de Pinochet diktatörlüğü süresince yasak olan kürtajın suç olmaktan çıkarılması için kadınlar büyük bir mücadele verdi.

Bugün, halkların kapitalist kesintilere karşı mücadele ettiği ve kadınların #NiUnaMenos (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) diyerek erkek şiddetine, kadın cinayetlerine, işyerlerindeki cinsel taciz olaylarına ve ayrımcılığa karşı büyük yürüyüşler düzenleyebildiği bir dönemden geçiyoruz. Bizler İşçilerin Uluslararası Birliği – 4. Enternasyonal’den kadınlar olarak yasal kürtaj için düzenlenen küresel eylemlerin bir parçasıyız ve tüm devrimci, demokratik, feminist, kadın ve işçi örgütlerinden herkesi kürtajın yasallaşması ve suç olmaktan çıkarılması için dünya çapında mücadeleye davet ediyoruz.

Bu yıl 28 Eylül’de binlerce kadın yasal kürtaj hakkımız için sokaklarda olalım ve taleplerimizi haykıralım: Karar verebilmek için cinsel eğitim, kürtaj olmamak için ücretsiz doğum kontrol yöntemleri ve ölmemek için yasal kürtaj hakkı istiyoruz. Din ve devlet işlerinin derhâl birbirlerinden ayrılmasını talep ediyoruz. Kadınların mağduriyetinden kapitalist hükümetler sorumludur. Kadın sağlığı üzerindeki kesinti planlarına son!

İşçilerin Uluslararası Birliği – 4. Enternasyonal

12 Eylül 2017

image_pdfimage_print