Katalonya’daki bağımsızlık referandumu sürecine ilişkin olarak, İspanya Devletindeki kardeş partimiz Enternasyonalist Mücadele’nin 7 Eylül 2017 tarihli bildirisini aktarıyoruz.

Katalonya parlamentosu 6 Eylül günü Katalonya’nın kendi kaderini tayin etmesine dönük referandum çağrısını onayladı ve ardından Katalonya hükümeti de söz konusu referandumun, 1 Ekim tarihinde gerçekleştirilmesi sürecini resmileştirdi. İspanyol merkezi hükümetinin ve anayasa mahkemesinin bu duruma yanıtı –tam da beklendiği üzere- vakit kaybetmeksizin, referandum sürecini yasaklamak ve  önderliğini üstlenenler ve işbirliği halinde olanlara ilişkin ceza tehditleri savurmak oldu.

PSOE (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi) ve Ciudadanos (popülist sağ eğilimli Yurttaşlar partisi) Başbakan Rajoy’un saflarında kenetlendiler. Katalonya referandumu ile açığa çıkan sorun aslına bakılırsa ne yalnızca Katalonya’nın sorunu ne de biçimsel bir biçimde geçiştirilebilir. Mevcut İspanyol anayasası, kendi kaderini tayin hakkının reddi üzerine inşa edilmiş durumdadır.

General Franco’nun ölmeden hemen önce söylediği “ her şey ayarlandı, en ince şekilde ayarlandı…” sözlerinden daha iyi ne anlatabilir bu durumu. Tek vatan söyleminden, faşizm dönemi devlet aygıtının suçlu yöneticilerine uygulanan cezasızlığa kadar her şey açıkça ortaya koyuyor bunu. Bugün kim, “elbette Katalanlar kendi kaderlerine yön vermeli ama bunu başka biçimler altında yapmalılar” diyorsa, yanılıyor. Zira bizzat İspanyol devletinin 6 yıldır sürdürdüğü tutum, bunun mümkün olmadığını tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu tip çağrıların kaderi mevcut merkeziyetçi rejimin payandası olmanın basit gerekçeleri olmaktadır.

1 Ekim artık masada ve ya bu süreçle 1978 yılında kurulan gerici rejimin tasfiyesine dönük bir kapı aralanacak ya da onunla yaşamaya mahkûm olacak ve PP (Halk Partisi) iktidarı döneminde ve 2008 kriz sürecinde gördüğümüz üzere, daha da derinleşerek gericileşmesine tanıklık edeceğiz.

Şüphesiz yolsuzluk kapitalist devletlerin ayrılmaz bir parçasıdır.  Her şey piyasanın kurallarına tabi ve pazardaki her şeyin bir fiyatı vardır. Yine de İspanyol devletine ulaşan krizde ve alt üst oluş dalgasında,  “geçiş dönemi” olarak adlandırılan bu baskı rejiminin geçmiş suçlarının düzeyi önemli rol oynuyor.

Unutmayalım ki, Franco diktatörlüğünün suçlarının üzeri örtüldü. Üstelik diktatörlüğün baskı ve adalet mekanizması büyük ölçüde varlığını korudu ve meşrulaştı. Bütün bu süreci sorgulamak istiyorsanız işe bizzat Kraliyet ailesinden başlamalısınız. Zira bu rejim cezasızlığın krallığıdır.

Ama bu rejim aynı zamanda uzun yıllar boyu Franco diktatörlüğüne karşı verilmiş mücadelelere ihanetin de adıdır…

Unutmayalım ki, bu diktatörlüğe karşı mücadeleyi yürütmüş olanlar sadece kendi kaderini belirleme hakkı değil ama aynı zamanda toprak ağalarına karşı tarım reformunu, dinin ve kilisenin günlük hayat üzerindeki denetiminin özellikle de eğitimde ve sağlık alanında topyekûn kaldırılmasını da savunmaktaydı. Yani laik bir devleti ve temel bir demokrasiyi… İşte Cumhuriyet buydu.

Bu nedenle 1 Ekimde gerçekleştirilecek referandum için verilecek mücadele, diğer halkların da taleplerine kapı aralamanın ve aynı zamanda toplu çukurlarda yatan Franco kurbanlarına hak ettikleri onurun geri verilmesi gibi  hala tamamlanmayı bekleyen  politik görevlerin yerine getirilebilmesinin bir vesilesi olacaktır.

Lucha Internacionalista (Enternasyonalist Mücadele) UIT-CI’nin (İşçilerin Uluslararası Birliğ-IV. Enternasyonal)  bir parçasıdır ve bu sınıf enternasyonalizminden güç alarak, tüm İspanya ve dünya emekçilerine Katalonya’nın kendi kaderini belirleme hakkını savunmayı sahiplenme çağrısında bulunuyor.

İşçiler ve halklar arasındaki birlik, Franco diktatörlüğü ya da Monarşi altında olduğu türden dayatmalarla sağlanamaz. İşçi sınıfının ihtiyaç duyduğu türden bir birlik ancak halkların özgür iradelerinin bir sonucu olacaktır. Bir “Sosyalist Cumhuriyetler Federasyonu” uğrunda mücadele ediyor oluşumuzun nedeni budur.

Karl Marks’ın İrlanda’nın kurtuluşu için Britanyalı işçilere hitaben söylediği gibi; İngiliz işçi sınıfı sadece İrlandalılara destek vermekle kalmamalı ama aynı zamanda 1801 yılında oluşturulmuş “Birliğe” karşı da inisiyatif almalıydı. Ve bir başka vesileyle Friedrich Engels “ Başka bir ulusu ezen bir ulus, özgür olamaz” diyordu.

Bugün Katalan halkına yönelecek devlet şiddeti, yarın mutlak surette başka işçi mücadelelerine ve halklara yönelecek. CCOO (İşçi Komisyonları Konfederasyonu) ve UGT (Genel İşçi Birliği) sendikaları devletin uygulayacağı şiddet karşısında nasıl bir tutum alacaklar? Şu bilinmelidir ki, bu şiddete yanıt vermemek fiilen şiddeti desteklemiş olmak ve PSOE’nin yapmış olduğu gibi PP’nin ve Monarşinin yanında yer almak anlamını taşıyacaktır.

Bu nedenle ülkenin ve dünyanın bütün köşelerinde, dayanışma etkinlikleri ve seferberlikleri yapılması çağrısında bulunuyoruz.

Monarşik rejimin şiddetini yenilgiye uğratalım!

1 Ekim Referandumunu hayata geçirelim!

image_pdfimage_print