Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), Barzani’nin liderliğinde 25 Eylül tarihinde bir referandum yapılacağını duyurdu. Referandumda KBY’nin bağımsız olup olmaması sorulacak. Referandum gündemi Suriye’de iç savaş sürerken ve Türkiye Kürt kantonlarına askeri bir müdahale hazırlığına girişirken ilan edildi. Barzani’nin bu hamlesi bu yönüyle hem bölgesel, hem de uluslararası politik aktörlerden farklı tepkiler aldı. Ne var ki bu politik aktörlerin hepsi, Kürt halkının ve yoksullarının çıkarlarını değil, kendi kirli menfaatlerini ön plana koyan tutumlar belirlediler. İşçi Demokrasisi Partisi ve İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal ise bölgedeki savaşa, açlığa ve krize karşı mümkün olan tek çözümün Kürt halkı ve yoksullarıyla beraber bölge ezilenlerinin ihtiyaçlarının ölçüt olarak alınacağı bir eylem programı olduğunu söylüyor.

Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı

Kendine ait kurumları ve hakları olan bir ulus ile bunların hiçbirisine sahip olmayan uluslar arasında fark vardır. Bu yönüyle Kürt halkı ezilen bir ulustur. Bugün itibariyle İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında dağılmış halde bulunan Kürt yoksulları, sadece bölge ülkelerinin değil, uluslararası emperyalizmin de egemenliği altındadır. Bu sebeple de nasıl İspanya’daki Katalan ulusunun, Birleşik Krallık’taki İrlanda ve İskoçya halklarının kendi kaderlerini tayin hakkını savunmak gerekiyorsa, Kürt yoksullarının da kendi kaderini tayin hakkını savunmak şarttır.

İlkesel olarak inanıyoruz ki, boşanma hakkının tanınmadığı bir evlilik, özgür bir birliktelik değildir! Kürtlerle aynı çatı altında yaşanmak istendiği konusunda verilen resmi demeçler eğer samimiyse, ilk olarak Kürt yoksullarına boşanma hakkının tanınması gerektiğini de söylemelilerdir. Bölgenin despotik ve sömürücü rejimlerinden özgür bir varlığa sahip olmayı istemek, bölgedeki bütün halkların hakkıdır. Kürt halkı da iradesini kendi kaderini tayin hakkı yönünde sergilerse, bu onun hakkıdır.

Bunun yanı sıra, Kürt halkının özgürleşmesi, sadece kendisinin özgürleşmesi olarak ele alınamaz. Bugün ezilen Kürt işçilerinin kurtuluşu, aynı zamanda ezilen Türk ve Arap işçilerinin kurtuluşlarının da ön koşullarından birisidir. Kürt yoksullarının özgürlük istemleriyle, Türk ve Arap işçilerinin insanca bir yaşam ve özgürlük talepleri birbirlerini tamamlamaktadırlar.

Anlaşılması gereken nokta, Türk ve Arap işçilerini sömüren sınıfla, Kürtlere özgürlük tanımak istemeyen sınıfın aynı oluşudur. Bu gerçek, doğası gereği Türk, Arap ve Kürt yoksullarını müttefik ilan etmektedir. Bu doğrultuda sosyalistlerin politikası, Türk, Arap ve Kürt emekçilerini birbirlerine düşürmeyi hedefleyen bütün provokasyonlara karşı çıkmak olmalı ve onların en yaşamsal talepleri arasındaki politik bağı anlaşılır kılmayı başarabilmelidir.

Barzani’nin sınıf doğası

Barzani’nin referandumu bugün için gündeme taşıması boşuna değil. Kendisi Kürt yoksullarının hiçbir sorununa çare olamadı ve merkezi Irak hükümetinin dışlayıcı ve saldırgan politikaları karşısında halkının en temel çıkarlarını savunabilecek olan politikaları hayata geçirmedi. Yeri geldi Kürtlerin işgalci olarak gördükleri Türkiye ile el sıkıştı, yeri geldi Kürtlerin üzerine yağdırılan bombaları Saddam’a satan ABD ile pürüzsüz diplomatik ilişkiler kurdu. Irak’ın emperyalist işgali sırasında ABD yanlısı bir tavır aldı. İşgal sonrası kurulan bölge yönetimi kısa sürede “müşteri devlete” dönüştü ve bugün yolsuzluklarla çalkalanıyor. Bütün bunların sonucunda Barzani’nin Kürt yoksulları arasındaki saygınlığı düştü ve prestiji tükendi. Barzani’nin görev süresi 2013’te dolmasına rağmen seçimler yeniden yapılmadı. Barzani seçimlerin ertelenmesine dönük olarak gündelik mazeretler öne sürdü, hâlbuki sadece kendi iktidarının antidemokratik metotlarla kalıcılaşması için uğraşıyordu.

Barzani’nin Kürt yoksullarının özgürleşmesinde ve bağımsızlığını kazanmasında bir savaşçı değil, bir engel olduğu anlaşılmalı. O, bölge burjuvazisiyle ve emperyalizmle son derece samimi diplomatik ve ekonomik ilişkilere sahip bir petrol zengini. Barzani’nin sınıfı ne işçilerin, ne de topraksız köylülerin sınıfı. Onun sınıfı kapitalistlerinkiyle aynı. Bu nedenle 25 Eylül’deki referandumdan bağımsızlık kararı çıksa dahi, kendisi bu yönde pratik adımlar atmaktan kaçınacaktır. Barzani bağımsızlık kararını sadece, bölgesel yönetimin içerisindeki iktidar krizini demokratik gericilik yoluyla bertaraf etmek ve uluslararası diplomaside elini güçlendirmek için istiyor. Onun çıkarlarıyla, bağımsızlık isteyen Kürt yoksullarının çıkarları kafa kafaya çelişiyor.

Barzani’nin ve onun politik geleneğinin, Türkiye’deki Kürtlerin öne çıkan siyasal partilerini bastırmak ve geri plana atmak için de Türkiye hükümetleri tarafından daima kullanıldığını unutmayalım. Türk devleti kendisinin karşı karşıya olduğu Kürt hareketiyle ne zaman zora girse, kendisine uzatılan yardım ellerinden birisi de Barzani’ninki oldu. Barzani Türkiye’de yaşayan Kürtlere bu ilişkileri üzerinden birçok kereler sırtını döndü. Bu gerçek bile aslında onun Kürt yoksullarının değil, sadece ve sadece kendi kapitalist iktidarının dostu ve yoldaşı olduğunun açık kanıtıdır.

O halde 25 Eylül referandumuna gidilirken unutulmamalıdır ki, Kürt yoksullarının kurtuluşu Barzani sayesinde değil, ama ona rağmen gerçekleştirilmelidir, gerçekleştirilebilir. Aynı zamanda 25 Eylül referandumundan bağımsızlık çıkarsa, kimse Kürt halkının bugünden yarına, bir anda bağımsız olacağını düşünmemelidir. Kürt yoksullarının kurtuluşu referandumdan ziyade, Barzani’nin asla göze alamayacağı ve çıkarlarının izin vermeyeceği sosyalist ekonomik ve politik kopuşlara bağlıdır.

Emperyalizmin konumu

ABD emperyalizmi referanduma ve bağımsızlık gündemine karşı çıktı. Beyaz Saray gerçekleştirdiği açıklamada kısaca referandumun bugün için uygunsuz olduğunu, şu an bağımsızlığın yeri ve zamanının olmadığını söyledi. Aslında bu açıklama, emperyalizmin meseleye yaklaşımında senelerdir sergilemekte olduğu çıkarcı tutumun bir devamıydı. Zira ABD emperyalizmi de, AB (Avrupa Birliği) emperyalizmi de söz konusu Kürt halkının mücadelesi olduğu zaman, ona hiçbir zaman özgürlük kaygısıyla yaklaşmadı. Emperyalizmin endişesi daima kendi çokuluslu şirketlerinin çıkarlarının, hangi metotlarla olursa olsun, muhafaza edilip ileri taşınmasıydı.

ABD tarihin hiçbir döneminde Kürt yoksullarının ne dostu olmuştur, ne de yanında olmuştur. Aynı şekilde, bölgedeki kapitalist rejimlerden koparak kurulacak olan bir özgür Kürt gerçekliğiyle de daima savaşmış, Kürtlerin dağılmış oldukları dört ülkenin baskıcı rejimlerinin askeri politikalarını daima desteklemiştir.

Özgürlüğün garantisi kapitalizmden kopuş ve birleşmedir

Bütün bu gerçeklerin ışığında İşçi Demokrasisi Partisi, 25 Eylül günü yaklaşırken, aşağıda sıralanmış olan taleplerin ve sloganların öne çıkarılmasını savunuyor:

  • Kürt halkının tüm demokratik haklarının savunusu, işçi sınıfının ve emekçi halkın temel görevlerinden biridir. Bölge rejimleri, Kürt ulusunun varlığını resmen kabul etmelidir. Kürt bölgelerinde sürdürülen yabancı siyasi ve askeri operasyonlar son bulmalıdır.
  • Kürt halkının özgürlüğü önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Kürt halkının özgürlük gündemini, Barzani gibi kendi politik ve ekonomik çıkarları için kullananlar, Kürt yoksullarının özgürleşmelerinin önündeki engellerden biridir. Bu çıkarcılarla beraber yürünmemeli, onlarla yollar ayrılmalıdır.
  • Adana’daki İncirlik üssü de dahil, Ortadoğu’daki ABD üsleri kapatılmalı, Türkiye de dahil NATO’ya üye olan bölge ülkeleri, NATO’dan çıkmalıdır. Bölgedeki yabancı askeri varlığa son verilmelidir. Rejimlerin kitle imha silahları yok edilmelidir.
  • Dünya ve bölge rejimleri, aynı zamanda Kürt halkının temsilcileri de Siyonist İsrail’le var olan bütün ekonomik ve diplomatik ilişkileri kesmelidir. Kürt halkının bağımsızlığının ve özgürlüğünün, ancak ve ancak birleşik, bağımsız ve laik bir Filistin ile mümkün olabileceği anlaşılmalıdır. Devletlerin Kürt halkına uyguladığı ambargo sonlanmalı, halkların İsrail’e uygulayacağı ambargo başlamalıdır.
  • Başındaki gerici ve emperyalizme bağımlı yönetime rağmen, Kuzey Irak’taki Kürt halkının kendi kaderi doğrultusunda atacağı referandum adımı dâhil tüm adımlara saygı duyulmalı ve emperyalizmden ve bölgedeki egemen rejimlerden gelecek askeri, politik ve ekonomik baskılara ve tehditlere karşı durulmalıdır.

Bölge proletaryasının ve halklarının kurtuluşu, ancak Ortadoğu Sosyalist Cumhuriyetler Federasyonu’nun oluşturulmasıyla mümkün olabilir.

image_pdfimage_print