Metal işkolunda bir yandan yeni sözleşme dönemi açılırken, bir yandan da olağanüstü toplanan Meclis ve Milli Güvenlik Kurumu, Kuzey Irak’a ve Kuzey Suriye’ye dönük müdahaleci ve yayılmacı planların zeminini hazırlıyor. Bugün için TSK’nın komşu ülkelere askeri bir operasyonu başlatıp başlatamayacağını söylemek mümkün değil. Belki de bunlar sadece Devlet Bahçeli’nin saldırgan çıkışında ifadesini bulan birtakım rejim içi hoşnutsuzlukları dindirmek için. Belki de iktidar, sırtını yasladığı milliyetçi-muhafazakar kitleleri, savaş hazırlığının yaratacağı bir alarm durumuna geçirip, ülke içerisindeki konumunu güçlendirmek istiyor. Ancak biz burada başka bir gerçeğe parmak basmak istiyoruz: Hükümet savaş ilan ederse ve güneydeki ülkelere dönük saldırgan bir askeri müdahaleyi başlatırsa, o zaman metal işçilerinin toplumsal durumlarının akıbeti ne olacak? Bunu da geçtik, hükümet savaş ilan etmese bile, iktidar Türkiye toplumunun gündeminde savaş tartışmasını sürekli sıcak tutarsa, metal işçilerinin taleplerinin kaderi ne olacak? Bu soruların cevapları çok önemlidir.

Siyasal iktidar, savaşı gündemleştirerek, savaşın en temel araçlarını üretmekle yükümlü metal sanayinin üzerinde ekonomik ve siyasal bir despotizmin kurulmasını isteyecek. Bunun anlamı, sadece fazladan birer masraf olarak gördükleri metal işçilerinin taleplerinin reddedilmesi olacaktır. Hükümetin savaş programları için, ağır sömürü koşulları altında, insanca bir yaşama dair hiçbir şey talep etmeyen metal proleterlerine ihtiyacı vardır. Ancak bu mümkün değil! 2015 Metal Fırtınası’na sebebiyet veren olgu, satış sözleşmesinin ardından birkaç ay içerisinde metal işçilerinin alım gücünün %20 oranında düşmüş olmasıydı.

Sarayın dış politikası ile metal kapitalistlerinin talep ettiği sömürü oranları, şu gerçeğe anlam kazandırıyor: Metal işçilerinin hayatta kalma şartları ile iktidarın hayatta kalma şartları yan yana yaşayabilecek gibi değildir. Özellikle yayılmacı bir savaşın gündeme gelmesiyle metal sürecinde sözleşme döneminin çakışmış olması, Türk kapitalizmi tarafından aşılması mümkün olmayan bu çelişkiyi tartışmaya açmıştır. Bugün için görev bu çelişkinin devrimci çözümüne denk düşen talepleri, sloganları ve taktikleri tespit edebilmektir.

Metal işçileri 2015 Mayıs eylemliliklerinin ardından gelen ve 7 Haziran seçimlerinden sonra ilan edilen savaşı hatırlasınlar. 2015 İşçi Sınıfı Eylemleri Raporu’na göre, metal emekçilerinin başını çekmesiyle hızlı bir artış gösteren sınıf seferberlikleri ve grevler (628 iş yerinde), yaz aylarında iktidarın doğu illerine dönük başlattığı kirli savaşın ardından yarı yarıya düştü. Hükümet fiili savaşı mazeret olarak göstererek, greve çıkmak isteyen işçileri parmağıyla işaret ederek, onlara hain demişti. Ancak bu bir yalan. Hükümetin savaşı başlatmasını işçiler söylemedi. İktidar savaş açarken emekçilere de danışmadı. Bunun yanı sıra bu kirli savaştan proletaryanın hiçbir çıkarı yoktu, hala da yok.

Başbakan Binali Yıldırım’ın ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, 2017 sözleşme sürecinde sendikaların ilk taslaklarını açıklamalarının ardından 22 Eylül’de Türk-İş’e bir ziyaret düzenlemiş olmaları, hem tesadüf değil, hem de hayırlı değil. Siyasal iktidar, iç ve dış politikada yaşadığı iflasın ve Kürt halkına duyduğu düşmanlığın sonucunda Kuzey Suriye ve Kuzey Irak topraklarına doğru yayılmacı bir maceraya girişmek istiyor. Hükümet, kardeş halklara dönük olarak yeni bir askeri operasyonun hazırlığını gerçekleştiriyor. Kendilerinin yayılmacı kapitalist çıkarları, metal sektörünün ağır sömürü koşulları altında çalışmaya devam etmesine sımsıkı bir şekilde bağlı. Hükümetin savaş planları, imalat sanayinin hangi çalışma şartları altında olursa olsun üretime devam etmesini talep ediyor. Özetle Başbakan ve Başbakan Yardımcısı, grev kırıcılığını organize etmek için sarı sendikayı ziyaret ediyor.

Şu an için saray rejiminin kirli savaş planlarını hayata geçirebilmesinin biricik koşulu, metal sektöründe patronların ileri sürdüğü sömürü koşullarını ve TİS’i kabul etmeyerek eyleme geçmek isteyen işçileri bastırmaktır. Onların haklarını savunan eylemci işçilere değil, sömürüye ses çıkarmaya itaatkar ve sürekli olarak ara vermeden üreten işçilere ihtiyaçları vardır. Ama hükümet aradığını bulamaz. Metal işçileri 1998’in, 2012’nin ve 2015’in sıcak derslerinde pismiştir. Burjuvazinin ve hükümetin çıkarına olan bir savaşın, kendilerinin çıkarına olmadığının bilincindedirler.

Eğer metal işçileri, kendilerinin önüne fabrikaların patronları tarafından konmuş bulunan sözleşmeyi beğenmezlerse ve kendi yaşamsal ihtiyaçları için mücadeleye atılırlarsa, hükümet onların üzerine “Savaş var!” sloganlarıyla çökmeye çalışacaktır. İktidar ile onun Bakanlıkları, metal işçilerinin seferberliklerini, savaş veya savaş hazırlığı sırasında kalkışılmış haince eylemler olarak suçlamaya ve bu seferberlikleri Türkiye kamuoyunun önünde küçük düşürmeye çalışacaktır. İşte bu karalamara ve suçlamara şimdiden çok iyi hazırlanmalı ve bu savaşın ve savaş hazırlığının metal işçilerinin ve Türkiye emekçilerinin savaşı olmadığını herkese anlatabilmeliyiz. Onların yayılmacı hayalleri uğruna sürmesi gereken sanayi üretiminin sömürüsüne itirazlarımız var. Bu sömürünün sonlandırılması, bir savaşın çıkarılmasından çok daha hayatidir.

Metal sektörünün kapitalistleri hükümetten şunu talep edecek: “Savaşı ve savaş hazırlığınızı birer grev kırıcı olarak kullanın; kullanın ki biz de sizin siyasal ihtiraslarınız için ihtiyaç duyduğunuz ekonomik büyümeyi işçilerin sırtına kırbaç vurarak yaratalım; kullanın ki operasyonlarınız için gereksinimini duyduğunuz parçaları ve eşyaları üretmeye işçileri zorlayarak devam edebilelim! Siz yeter ki greve çıkmak isteyen işçileri, savaş mazeretiyle zorla ve baskıyla üretim bantlarının başına dikin ve onların sömürü koşullarına karşı seferber olmalarına engel olun.” Bunun karşısında hiçbir şüphe yok ki, metal işçileri ve emekçileri şöyle diyecektir: “Sizin savaşınız bizim ücretlerimizi ve hayatlarımızı iyileştirmek için değil, kendi ceplerinizi şişirmek içindir. Bu savaşın amacı, patronların ve sarı sendikaların karşımıza koyduğu sömürü sözleşmesini, Arap ve Kürt işçilerinin de karşısına koyabilmektir. Siz bizden en büyük fedakarlıklarda bulunup, daima çalışmamızı istiyorsunuz. Ama hayır! Biz artık, sizin Arap ve Kürt sınıf kardeşlerimizi de bizi sömürdüğünüz gibi sömürebilmeniz için çalışmayacağız. Biz artık hem kendimiz için, hem de Arap ve Kürt emekçi kardeşlerimiz için çalışacağız.

Generallerin denetiminde olan ve Bursa’da Metal Fırtına’yı başlatan Renault fabrikasının %49’una sahip olan OYAK, daha geçtiğimiz Ağustos ayının 24’ünde Ankara, İzmir ve Yalova’da yaptığı yaklaşık 800 milyon liralık gayrimenkul yatırımı ile tarihinin en büyük konut projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Savaş sanayisinin örgütlü birer ekonomik birimi olarak çalışan OYAK’ın yeni yatırımı Ar-Ge, endüstri ve lojistik merkezleri, ileri teknoloji üssü ve eğitim tesisleri bulunan, Türkiye’nin savaş ekonomisine katkı sağlayacak bir sanayi kompleksine zemin oluşturacak. Bu durumda, metal işçilerinin daima öncülerini bağrından çıkarmış bulunan OYAK-Renault fabrikasının işçileri, yeni sözleşme döneminde taleplerinin gerçekleştirilmesi uğruna üretimi durdurma kararı alırsa, saray rejiminin Kuzey Irak ile Kuzey Suriye’de başlatmayı dilediği korumacı ve yayılmacı projenin en önemli sacayaklarından birisi de ağır bir sendeleme yaşayacak. Metal işçileri bu sacayağını sendelettiği anda, insanca bir geleceğe sahip olabilmek için onu itmekten de geri kalmayacaklardır.

Bu sendelemenin yaşanmaması uğruna siyasal iktidar mümkün olan bütün saldırı olanaklarını seferber ederek metal proletaryasını durdurmayı deneyecek. İşçilerin toplu iş sözleşmesindeki taleplerinin ve bu taleplerini somutlamak için harekete geçmelerinin önüne, “vatan savaşı” şeklindeki ahlaksız yalan çıkartılacak ve polisin copu ile jandarmanın dipçiği eşliğinde mücadeleci ve grevci işçiler sindirilmeye çalışılanacak. Bunun anlamı, metalde açılmış bulunan yeni sözleşme döneminin ikili bir önem taşıdığıdır: Bu sözleşme döneminden eğer metal işçileri zaferle kalkacak olursa, hem Türk ve Kürt işçilerinin hayatta kalma koşulları uğruna mücadele etmelerinin zemini yenilenecek ve bu zemin ciğerlerini taze oksijenle dolduracak, hem de sarayın ve sermayenin savaş planlarına ciddi bir hasar verilecektir. Ancak eğer sözleşmeden zaferle kalkan metal kapitalistleri olursa, bir bütün olarak proletaryanın mücadele etme azmi kırılmış olacak ve siyasal iktidar işgalci programları uğruna apolitik bir atıllık ve kabulleniş yaratmayı başarmaya yaklaşacaktır.

Buna izin veremeyiz. Bütün çabalarımızı ve çalışmalarımızı, savaş ve savaş hazırlığı mazeretiyle metal işçilerini zorla haklarından feragat etmeye zorlayacak olan grev kırıcı anlayışın karşısında devrimci bir çıkış yolu örmek için seferber etmeliyiz.

image_pdfimage_print