İran’da başörtüsü takma zorunluluğu getiren yasaya karşı sosyal medyada uzun bir süredir bir kampanya sürüyor. İranlı kadınlar, protesto için #beyazçarşamba etiketiyle beyaz eşarplı veya beyaz kıyafetli, başı açık fotoğraflarını paylaşıyor. Fikir, kıyafet zorunluluğuna karşı internette My Stealthy Freedom (Benim Gizli Özgürlüğüm) adlı hareketi kuran Masih Alinejad’dan çıktı. My Stealthy Freedom kampanyasına son üç yılda 3 binden fazla başı açık kadın fotoğraf ve video gönderdi. “Kıyafetime Dokunma” gibi kampanyalarla bedenlerine & yaşam tarzlarına yönelik her türlü baskıyı reddeden Türkiyeli kadınlar olarak İranlı kızkardeşlerimizin yürüttüğü kampanyayı destekliyor, İranlı aktivist arkadaşımız Saba ile bu kampanya ve İran kadın hareketine dair yaptığımız röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Kadın Dayanışması: Amerika ve Avrupa’da İran’a dair oryantalist bir bakış açısı var. Türkiye’ye de bu şekilde bakılsa bile burada da İran’a dair aynı değerlendirme yapılıyor. Ancak gerek Türkiye basını gerekse yabancı basından takip edebildiğimiz yakın zamanda gerçekleşen My Stealthy Freedom (Benim Gizli Özgürlüğüm) ve One Million Signatures (Bir Milyon İmza) gibi hareketler, İran’daki durumun algılanandan çok daha farklı olduğunu gösteriyor. Sen İran’daki kadın hareketini nasıl değerlendiriyorsun?

Saba: Öncelikle görüşlerimi sizlerle paylaşmamı sağlayıp bana bu fırsatı tanıdığınız için teşekkür ederim. Ne yazık ki 1979 İslam Devrimi’nden sonra İran, İran halkı ve özellikle İranlı kadınların imajı her geçen gün daha da karanlık hale geldi. Medya, özellikle batı ülkelerinde olmak üzere tüm dünyada bu imajın şekillendirilmesine katkıda bulundu. Diğer yandan İran hükümeti de İranlılar ve yaşam tarzları hakkındaki gerçekleri gösteren belirli konularda İranlılarla yapılan röportajların televizyonda veya gazetelerde yayınlanmasını engelleyerek kendi payına düşeni yerine getirdi. İslam devriminden önce İranlı kadınların toplumda çok önemli bir rolü olduğu gibi, devrimden sonraki yıllarda üniversiteye giren çok sayıda İranlı kadın erkeklere kıyasla daha önemli bir konuma geldi ve her yıl üniversiteye girenlerin %60’ından fazlasını kadınlar oluşturuyor. Batı’daki genel yanılgı, İranlı kadınların evde kalıp kocalarına ve çocuklarına bakan, toplumun eğitimsiz ve edilgen kısmı olduğu yönünde. Halbuki kadınlar, yalnızca devrim öncesinde değil sonrasında da İran tarihinde sosyal ve politik hareketlerde önemli bir rol sahibi olmuştur. Devrimden sonra İranlı kadınlar toplumda ezilen cinsiyet haline geldi, bu yüzden kendilerini eğiterek ve kadınları hedef alan sosyal ve politik sorunlar hakkında engin bir bilgi birikimiyle İran hükümetine meydan okuyarak bu baskıyla savaşmak için büyük bir çaba sarf ettiler. Devrimden sonraki yıllarda çok sayıda kadın zorunlu başörtüsü yasasından dolayı mutsuzdu çünkü başörtüsünü zorunlu hale getirmek, kadınları toplum içinde kısıtlayacak ve onları ikinci sınıf insan konumuna itecek baskının ilk emaresiydi. Ne yazık ki İranlı kadınların zorunlu başörtüsü gibi bir konuda kendilerini ifade edebilecekleri ve ulusal veya yabancı basında seslerini duyurabilecekleri bir platform yoktu. Başörtüsünü savunan ve savunmayan İranlı kadınların bu zorunluluk hakkındaki fikirlerini dile getirebilecekleri ilk özgür platform, 2014 yılında My Stealthy Freedom kampanyasıyla ortaya çıktı. Başörtüsü takmak istemeyen kadınların devletin basınında hiçbir zaman temsilcileri olmadı. Esasında, ulusal basın dahil hükümet için çalışmak isteyen bütün kadınların kendileri için zorunlu kılınan kıyafet kurallarına uyması bekleniyor. My Stealthy Freedom kampanyası, başörtüsü takmak istemeyen ve ulusal veya yabancı basında hiçbir zaman gösterilmeyip sansüre uğrayan İranlı kadınların sesi olmada önemli bir rol oynadı. Kampanyayı başlatan Masih Alinejad’ın hikâyesi, 30 yıldan fazla süredir sessiz kalan çok sayıda kadına ilham verdi. Bugün, 38 yıl sonra ilk defa İran’ın gerçek yüzünü ve İranlıların yaşam tarzları ve tercihlerini tüm dünyaya göstermek için fotoğraflarını, videolarını paylaşarak ve ailelerindeki erkekleri veya arkadaşlarını kampanyaya katılmaya davet ederek büyük bir motivasyonla bu kampanyayı her geçen gün ileriye taşıyanların İranlı kadınlar olduğunu görüyoruz.

KD: My Stealthy Freedom’ın son kampanyası White Wednesday’e (Beyaz Çarşamba) başörtüsü takmak isteyen kadınlar da beyaz sembolleriyle katılım gösteriyor, çünkü başörtüsünün bir zorunluluk değil tercih olması gerektiğini savunuyorlar. My Stealthy Freedom aslında dünya kadın mücadelesi için oldukça önemli. Bunun Türkiye kadın mücadelesi için ayrıca bir anlam taşıdığını düşünüyorum. Bu hareketle ilgili bize biraz bilgi verebilir misin?

Saba: Beyaz Çarşamba’nın, My Stealthy Freedom kampanyasıyla yürütülen oldukça zeki bir hareket olduğuna inanıyorum. Açıklamak gerekirse; İranlı kadınlar kimsenin geçmediği, polisin olmadığı yerlerde veya alenen kendi özel araçlarının içinde başörtülerini çıkarma konusunda her zaman sınırları zorlamışlardır. Fakat İranlı bir kadın olarak, ben de biz kadınların başörtümüz düşerse toplum içinde eleştirilebileceğimiz gerçeğiyle bir hayli rahatsız olacağımı hissettim. Bu yüzden, kadınlar genellikle başörtülerinin düşmesi ve bu nedenle yoldan geçen daha muhafazakâr insanlara veya onları toplum içinde rahatsız edecek polislere bahane uydurma konusunda çok endişeliler. Beyaz Çarşamba, kadınlara kendilerini ifade etme ve İran’ın başörtüsü yasası gereği zorunlu başörtüsüne karşı çıkma fırsatını verdi. Bu hareketle beyaz başörtüsü takan İranlı bir kadın, bir şekilde zorunlu başörtüsü yasasına uyduğunu gösterse de, simgesel beyaz renk onun karşı çıkışını ifade ediyor. Şimdi, İranlı kadınlar ve erkekler herhangi bir kanunu çiğnemeksizin, beyaz semboller takarak, bu şekilde toplum içinde görünerek, bu yasalara karşı çıkan çok fazla sayıda insan olduğunu göstererek ve online hareketleri her Çarşamba İran sokaklarına taşıyarak, İran’ın ayrımcı yasalarına meydan okumak istediklerini kendi koşullarında gösteriyorlar. Beyaz Çarşamba gibi hareketler, insanları açıkça birleştirebilir ve özellikle zorunlu başörtüsü yasası gibi ayrımcı İran yasaları konusunda aynı fikri paylaşan insanları güçlendirebilir. Sosyal ve politik düzenimizde köklü değişikliklere ulaşmamızda toplumumuzdaki insanlar için en önemli unsurun, korkularından kesin bir şekilde kurtulmak ve her politik ve sosyal hareketin içinde olmak olduğuna inanıyorum. Ben, İran’da ahlak polisi ile olan anılarım yüzünden My Stealthy Freedom kampanyasına dâhil oldum, bu kampanyaya katıldım ve bu kampanyada aktif oldum. 2006 yılında İran’da, o gün daha renkli bir kıyafet giydiğim ve eski sevgilimle Tahran’daki Valiasr Caddesi’nde yürüdüğüm için ahlak polisi tarafından tutuklandım, polis tarafından kötü muamele gördüm ve saldırıya uğradım. Bu olaydan ve karakolda gördüğüm muameleden o kadar sarsılmıştım ki, yıllardır İranlı bir kadın olarak bana davranış şekillerine karşı olan öfkemi göstermenin bir yolunu arıyordum. My Stealthy Freedom kampanyası bana da kendimi ifade etmem için bir ses verdi. Bu yüzden, kampanyayı desteklemeye ve bilinmesini sağlamaya karar verdim.

KD: İran’da son seçimde kadınların oldukça aktif olduklarını gördük. Bu süreçte kadınların talepleri nelerdi? Seçim sonuçlarının etkisi ne olacak?

Saba: İranlı kadınların pasif ve baskı altında olduğuna dair dünyadaki yaygın görüşe rağmen, kadınların ülke tarihindeki birçok sosyal ve siyasi olayda daima önemli etkisi bir etkisi oldu. Kadınlar sadece İran’daki son seçimlerde rol oynamadı. 1979 İslam Devrimi öncesi İran siyasetinde kadınların belirgin rolünü görebiliriz. Bu geçen 38 yılda, kadınlar artık daha fazla eğitimli hale geldikçe ve bilinçlendikçe haklarının farkına varıyor, daha da aktif hale geliyorlar. İranlı kadınlar, birçok açıdan toplumun en fazla baskı altında tutulmaya çalışılan cinsiyeti olagelmiş. Tam da bu nedenle birçok kadın, yaşamını kendini eğitmeye adıyor ve böylece kendi hakları için savaşmaya başlıyor. Keza, son yıllarda, evlenip çocuk yapan, İran toplumunun kendisinden beklediği geleneksel hayata uygun yaşayan kadınların sayısında ciddi bir düşüş yaşanıyor. Ayrıca birçok kadın, “erkek işi” olarak bilinen mesleklere yöneliyor. Tüm bu veriler, kadınların İran’ın sosyal ve siyasal yaşamını belirgin bir biçimde değiştirdiğine işaret ediyor. Son seçimlerdeki katımlarıyla da, kadınlar sadece konulan sınırları zorlamaya, kendilerine kapatılan kapıları açmaya, cinsiyetler arası eşitsizliği ve ayrımcılığı azaltmaya çalışmış oldu.

KD: Tüm dünyada kadın hareketinin ivme kazandığını görüyoruz. Örneğin, Trump’ın politikaları ve cinsiyetçi söylemlerine karşı feminist hareket büyüyor. Geçen yıl İzlanda’da kadınlar “eşdeğer işe eşit ücret” talebiyle greve çıktı. Arjantin’de Ni Una Menos (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) hareketi kadın cinayetlerine ve kadına yönelik şiddete karşı protestolarını sürdürüyor. Bunlar aynı zamanda Türkiye’de de ön plana çıkan sorunlar. İran’daki kadın hareketiyle bunlar arasında bir paralellik var mı?

Saba: Elbette dünyadaki tüm bu kadın hareketleri arasında bir paralellik olduğuna inanıyorum. Bence kadınlar artık uyanıyor. Burada şunu vurgulamak lazım: Birçok ülkede kadınların artık özgür, erkeklerle eşit ve aynı haklara sahip olduğu görüşü doğru değil. Avrupa ülkeleri ve ABD gibi modern olduklarını iddia eden pek çok ülkede kadınların baskı altında olduğunu görüyoruz. Aslında İran’da kadınlara uygulanan baskı oldukça belirgin ancak bu, aynı durumu gizleme eğiliminde olup, ülkelerinde “özgürlük” ve “insan hakları” gibi değerlere saygı duyulduğu yanılgısını yaratan ülkelerde daha tehlikeli. ABD’de, İzlanda’da, Arjantin’de, Türkiye’de ve İran’daki bu mücadeleler, kadınların, kendilerinden çok uzun zaman önce alınmış olan haklarının yeni yeni farkına varmaya başladıklarını gösteriyor. İranlı kadınlar için, zorunlu başörtüsü yasasının değiştirilmesi, kadınlar açısından ülkede eşitlik, saygı ve “eşdeğer işe eşit ücret” gibi büyük kazanımların kapısını aralayacak.

KD: İran’daki kadın mücadelesi için Türkiye’deki kız kardeşleriniz neler yapabilir? Türkiye’de biz de oldukça zor bir dönemden geçiyoruz ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyoruz. Mücadelemizi nasıl ortaklaştırabiliriz?

Saba: Özellikle başörtüsü zorunluluğunun kaldırılması mücadelesi başta olmak üzere, Türkiyeli kadınlardan, İranlı kadınların seslerini duyurmalarını istiyoruz: Bir kıyafet parçasını başlarından çıkarmak, İranlı kadınların özgür olmaları için yeterli değil. Türkiyeli kız kardeşlerimizden, aynı zamanda, online kampanyalarımıza destek vermelerini bekliyoruz. Neyse ki son zamanlarda İran’ın kapıları daha da fazla turiste açıldı ve bu, insanların ülkenin gerçek yüzünü görmeleri için büyük bir fırsat. İran’a seyahat etme şansı bulan tüm kadınlar, Beyaz Çarşamba eylemlerine katılarak bize destek verebilirler. Ne kadar birlik olursak, kadın düşmanı rejimler ve hükümetler o kadar korkacaktır.

image_pdfimage_print