Metal işkolunda yeni sözleşme dönemi açılırken, sendikalar da ilk tekliflerini yaptılar. Türk Metal isimli işçi düşmanı, mafyatik sarı sendika, önerisini %38 gibi yüksek bir oranla yaptı. Şimdi karşımızda iki soru var: İlk olarak Türk Metal bu teklifinde samimi mi? Yani işçileri her zaman ve her yerde sermayeye pazarlamış olan bu karşıdevrimci aygıt, savunduğunu iddia ettiği bu teklifin gerektirdiği eylem gücünü gösterebilir mi ve bu eylemliliğin sorumluluğunun altına girebilir mi? İkinci soru ise Türk Metal gibi teslimiyetçi bir sendikal önderliğin bu teklifi yapmasının ardında yatan sebeplerin ne olduğudur. Bu yazıda bu iki sorunun cevabını arayacağız.

Ancak bu soruların cevaplarını aramaya geçmeden önce birkaç gerçeği hatırlatmakta fayda var. Türk Metal hangi öneriyi ileri sürerse sürsün, bu tekliflerin hepsi metal sektöründe süregiden sömürü ilişkilerinin çerçevesini aşmayan öneriler olmayı sürdürüyor. Sadece 2014 senesinde, sadece 5000 (beş bin) işçinin çalıştığı Renault fabrikasında 320 bin araba, 240 bin motor ve 250 bin vites kutusu üretildi. Üretim her geçen sene artmayı sürdürüyor. Bu denli muazzam bir zenginliği üreten işçilerin sayısı, işten atmalarla azaltılıyor. Böylece mesailer ve vardiyalar uzama eğiliminde oluyor. 2015’te bir metal işçisi şöyle diyordu: “12 yıl öncesine göre çalışma şartları çok kötü. Bugün bir işçi, eskiden dört işçinin yaptığı işi yapıyor.” Peki ücretler dört katına çıkıyor mu, ya da mesai saatleri dört kat azalıyor mu? Hayır! Bunun tek anlamı şudur: Enflasyon karşısında erimeye muhtaç olan Türk Metal sendikasının veya başka bir yetkilinin ücret oranı önerileri ne olursa olsun, bugün metal proleterleri 12 sene önceye oranla dört kat daha fazla sömürülmektedirler. Bugün barbar Türk kapitalizmi, 12 sene önceye oranla bir metal işçisinin üzerinden dört kat daha fazla kâr etmektedir. Metal sektörünün öncü proleterlerinin hayatta kalma koşulları, dört kat daha fazla yağmalanmaktadır. Bu basit gerçek sebebiyle hiçbir sözleşme ve ücret oranı, sömürü olgusunda bağımsız olarak tartışılmamalı ve ücret zammı talepleri, doğrudan doğruya alım gücünün iyileştirilmesi ve işçilerin öz istekleri ile örgütlenmeleri ölçüt alınarak hazırlanmalıdır.

Türk Metal’in taktiği işçileri, burjuvalar için oyalamaktır

Bütün TİS süreçlerinde Türk Metal’in inatla uygulamayı sürdürdüğü ve bu yolla işçileri kandırmaya çalıştığı bir taktik vardır: Zam oranını yüksek açıklayarak işçileri dizginlemek, patronla masaya oturulduğunda bu oranı, işçilere hesap vermeden %5’lik, %6’lık seviyelere çekmek. Türk Metal bunu 2010 TİS sürecinde de olmak üzere, bütün sözleşmelerde gerçekleştirdi. Misal 2012 sözleşmelerinde Türk Metal oran olarak %18 talep etmiş ve ardından kapitalistlerle yapılan işçilerden saklı gizli görüşmeler sırasında bu öneri ortalama %5-7 bandına indirilmişti.

Türk Metal, sözleşme süreçlerinin başlangıçlarında aslında yüksek sayılmaması gereken oranlar açıklasa dahi sözleşmeleri hiçbir şekilde proleterlere danışmadan hazırlamakta ve ardından imzalanan TİS metinlerini işçilere vermemektedir.

Biz bu verilerden iki sonuç çıkarıyoruz: 1.) Türk Metal bürokratları, sözleşme döneminin başlangıcında işçilerin seferber olmasını engellemek uğruna, daha sonra seve seve vazgeçecekleri bir ücret oranını grev kırıcı bir yalan olarak kurgulamaktadır. Türk Metal’in yüksek bir oran açıklamasının biricik sebebi, metal proletaryasına insanca yaşam koşulları kazandırmak değil, metal proletaryasının mücadele ederek kaderini kendi eline almasının önüne geçmektir. Özetle Türk Metal’in bir yalan ve aldatmaca anlamına gelen sahte önerilerinin amacı, metal burjuvazisinin kâr etme mekanizmalarının istikrarını ve onun işçiler üzerinde kurduğu sömürü ilişkilerini muhafaza etmektir. 2.) Sözleşmelerin yazılmasında, belirlenmesinde, fabrika yönetimine sunulmasında, tartışılmasında, onaylanmasında ve imzalanmasında hiçbir zaman temsil ettiği işçilerin kararlarına ve isteklerine danışmayan ve onlara söz hakkı tanımayan Türk Metal, metal işçilerinin 2-3 senelik hayat koşullarının belirleneceği anlaşmaları patronlarla gizli gizli oluştururken, metal işçilerinin siyasal iradelerine ambargo uygulamaktadır. Bunun anlamı, sendika içerisinde sözleşme taleplerinin belirlenmesi noktasında uygulanan metodun işçi demokrasisi olmadığı, ancak bürokratların diktatörlüğü olduğudur.

Bu iki sonucun bize anlattığı, Türk Metal’in 2017 sözleşmeleri açılırken önerdiği %38’lik orandan döneceği ve işçileri yine aldatacağıdır. Zaten bu sarı sendikanın kendi taslağının oranını bu derece yukarıdan açıklamış olmasının tek nedeni de, 2015’in Mayıs ayında Bursa sanayi havzasından silinme ve yok olma riskiyle karşı karşıya kalmış olmasıdır. Çok değil, yaklaşık iki sene önce Türk Metal, metal sektöründeki karşıdevrimci mevzilerinin bütününü kaybetme tehlikesiyle baş başa kaldı. Bunu mümkün kılan mücadeleci ve grevci proleterlerin devrimci kalkışmasıydı. Bugün ise aynı sendikal kurum korkudan tir tir titriyor. Bu sefer işçilerin, kapitalistlere karşı ayaklanırken kendilerini de arada temizlemelerini istemiyorlar. Çünkü o sendikanın başına çökmüş bulunan işçi düşmanı bürokratların çıkarları, sözleşmeleri beraber el sıkışarak imzaladıkları kapitalistlerin ekonomik birikimlerine doğrudan doğruya bağımlıdır. Türk Metal’in %38 oranındaki yalan teklifi, aslında işçileri oyalamanın adı ve kendi cüzdanlarının metal patronlarının rüşvetleriyle dolmaya devam etmesinin teminatıdır!

Türk Metal’in sözleşme süreci başlarken yüksek bir oran taslağı ile patronların masasına oturacağını deklare etmiş olmasının sebebi işçileri denetim altında tutmak istemesi ve fabrikalarda onların nabzını yoklamasıdır. Metal proletaryası bu tarz yalanlara zaten aşikar. Her seçim döneminde üst perdeden büyük vaatlerde bulunan burjuva politikacıların kampanyaları, hepimizin fabrikalarını teker teker ziyaret etmiyor mu? Peki o burjuva politikacılar meclislere girince ne yapıyorlar? Taşeronu, istihdam bürolarını, güvencesizliği, iş cinayetlerini ve sefaleti öngören yeni kapitalist saldırı yasalarının altına imzalarını atıyorlar.

1998-2012 döneminin dersleri

2017’nin mücadele sürecine hazırlanırken, geçmiş senelerimizin derslerine yeniden çalışmamız şart. Metal kapitalistleri bunu her sene yapıyorlar: Toplantılar organize ediyorlar ve geçen senelerde işçilerin nasıl harekete geçtiklerini tartışarak kendi karşı politikalarını yaratıyorlar. Türk Metal’in %38’lik oyalama teklifini değerlendirirken de seferberlik geleneğimizden öğrenmeye devam etmemiz şart.

1998 senesinin Eylül ayında metal işçileri yeni toplu iş sözleşmeleri dönemiyle karşı karşıya kaldığında, Türk Metal işçilere danışmadan ve onların kararlarını dinlemeden MESS ile bir sözleşme imzaladı. Sözleşmede geçen zam oranı, 1998 senesinin enflasyonunun yarısına bile denk düşmüyordu. Bu TİS, işçileri birdenbire yoksullaştırdı. 18 Eylül’de metal proleterleri sarı sendikayı ve kapitalistleri karşılarına alarak greve çıktı. Grevci işçiler derhal Türk Metal’den istifa edip Birleşik Metal-İş’e geçti.

Ancak grev ilan edilir edilmez hükümet tarafından yasaklandı. İdare, siyasal iktidarın neoliberal karakterdeki polis gücünü de arkasına alarak, öncü işçileri işten çıkardı. 600 işçi, eski sendikalarına geri dönmek zorunda bırakıldı. Aslında yaşananlar, 2015 Metal Fırtınası’nda yaşanacak olanların küçük çaplı bir fragmanı gibiydi.

Birikmiş olan hoşnutsuzluk 2012-2014 TİS görüşmelerinde de ayyuka çıkacaktı. Bosch fabrikasının emekçileri Türk Metal’den istifa edip, Birleşik Metal-İş’e geçmeye karar verdi. 9 Kasım’da Türk Metal, paniğe kapılarak metal işçilerine dönük bir açıklama gerçekleştirdi ve sözleşmenin imzalanmak üzere olduğunu söyledi. Ancak Türk Metal’in sözleşmesi işçilere verilen kırıntılardan ibaretti. İşçilerin oluşturmuş oldukları işyeri komiteleri %40’lık bir ücret zammı talep ediyordu. 12 Kasım Pazartesi günü neler olduğunu hatırlıyor muyuz? Türk Metal bölge sorumlusu fabrikalara gelip, yine kendi düşük önerilerini savundu ve böylece grevler yeniden patlak verdi.

1998-2012 döneminin derslerini iyi işlemeliyiz. Bu dönem sırasında metal işçisi duraklama emaresi gösterdiği anda onun üzerine devlet ve sermaye tarafından çullanılmıştır. Biz öğrendik ki bir yola çıktığımızda omzumuzun üzerinden arkaya dönüp şöyle bir bakış bile atmamamız lazım; seferberlik yolunu tercih ettiğimizde sömürü ilişkilerinin savunucularıyla bütün köprüleri yakmamız lazım. Geçtiğimiz mücadele seneleri boyunca, altında Türk Metal’in imzasının olmadığı tek bir ücret kesintisi, işten çıkartma ya da fabrika kapatması olmamıştır. Hatalarımızı masaya yatıralım ve onlardan öğrenelim. Zira metal işçilerinin toplumsal öfke patlamalarının geçmişte kısa sürede dizginlenebilmesinin sebebi, hiç de onların devrimci metotlara ikna edilememiş olması değildir; bunun sebebi devrimci mücadele perspektifinin ve örgütlülüğünün sol tarafından son derece sınırlı bir biçimde onlara sunulmuş olmasıdır.

TİS Komiteleri, öncü işçilerin işe geri alımı ve aynı anda, aynı sözleşmenin karara bağlanması

1998-2012 döneminin samimi bir bilançosunu çıkardığımızda şunu görüyoruz: Metal proletaryası en basit talepleri için dahi olsa, mücadele ederken tabanda oluşturacağı kendi eylem komitelerine ihtiyaç duymaktadır. Bugün için bu birimlerin ismi, sözleşme döneminin açılması dolayısıla TİS Komiteleri’dir. Metal işçileri sözleşme sürecinde kendi TİS Komiteleri’ni işçi demokrasisi ve mücadele temelinde bir kere oluşturduğunda, patron-sarı sendika-devlet üçlüsünün onu yenmesi bir hayli zorlaşacaktır. TİS Komiteleri süreci ilerletecek olan ve diğer fabrikalardaki işçilere de örnek teşkil edecek olan seferberlik organları olarak işleyecektir. TİS Komiteleri’nin anlamı, sermayenin topyekün saldırısına karşı sendikalı ve sendikasız işçilerin birleşik bir mücadele cephesi olmasıdır.

Bu birleşik mücadele cephesi yalnızca sendikasız ve sendikalı işçileri değil, geçtiğimiz dönemde işten çıkarılmış olan öncü işçileri de kapsamalıdır. 2015 seferberliğinin ertesinde işten çıkarılmış olan öncü işçiler, yeni sözleşme döneminde fabrikalara dönüşlerinin yollarını arayıp bulabilirlerse; yani bu öncü işçiler yeni sözleşme dönemini işe iadelerini kazanmak için bir fırsat olarak değerlendirirlerse, hem işyerlerindeki sınıf kardeşleri, hem de kendileri birleşik mücadelenin örülmesi noktasında en ciddi adımı atacaklardır. İşten çıkarılmış öncü işçiler mesai çıkışlarında fabrikalardaki yoldaşlarıyla bir araya gelerek dayanışmayı güçlendirebilirler ve beraber mücadele etmeye dönük bir dinamizm yaratabilirler.

Özetle TİS Komiteleri, bir bütün olarak metal proletaryasının toplumsal kurtuluş taleplerinin örgütlü ve birleşik bir biçimde ifade edildiği, militan bir emek politikasının hayata geçirildiği mücadele araçları olarak var olacaklardır.

Unutmayalım ve daima kendimize hatırlatalım: Yeni sözleşmede bir kişi bile arkada kalmayacak! Bunu nasıl sağlayabiliriz? Tek bir kişinin dahi arkada kalmamasının ilk ve en öncelikli koşulu, işçilerin Türk Metal’in sözleşmeyi ilk imzalayan sendika olmasını engellemek; böylece onun sözleşme tartışmalarını bıçakla kesermiş gibi sonlandırmak istemesine karşı keskin bir devrimci reddediş tavrı takınmaktır. Metal işçileri hatırlayacaktır; 2012-2014 sözleşme süreci sırasında, işçiler daha aralarında tartışırlarken ve taleplerini hazırlarlarken sözleşmeyi ilk imzalayan sendika Türk Metal olmamış mıydı? Bunu tam da, metal işçileri organize olamasın ve itiraz edemesin diye yaptılar. Bunu tam da, sözleşmesi henüz imzalanmamış olan potansiyel grevci işçilerle, sözleşmesi sarı sendika tarafından yalanlarla imzalanıp hazırlanmış olan işçiler birleşemesin diye yaptılar. Bunu, metal proletaryası talepleri etrafından birlik olamasın ve üretimden gelen gücünü kapitalistler üzerinde kullanamasın diye karşıdevrimci bir taktik olarak hayata geçirdiler.

Ancak mesele tek başına Türk Metal’in sözleşmeyi ilk imzalayan olup olmaması değil! Hiçbir sendika – ne Türk Metal, ne Birleşik Metal, ne Çelik-İş – sözleşmeyi diğerlerinden daha önce imzalayamamalıdır; onların böyle yapmaya çalışmalarına karşı konulmalıdır. Şu çok açık bir gerçek: Her kim ki TİS’i erkenden ve tek başına  imzalamaya çalışıyordur, işte o mücadeleyi bölüyordur! Türk Metal’li, BMİS’li ve Çelik-İş’li proleterler, sendikalarınızın sözleşmeyi ilk imzalayan sendika olmasına karşı çıkın ve mücadelenin bölünmesini engelleyin. Sendikalı ve sendikasız işçiler birlikte karar verdikleri ve bütün işçiler için geçerli olacak tek bir TİS için ve onun da bütün sendikalar tarafından aynı anda imzalanması için çalışmalıdır. Metal işçilerinin, bütün burjuvaziye korku salan devrimci birlikteliği ancak bu anlayışla etrafında örülebilir.

image_pdfimage_print