Sınıflı toplumlar oluştuğundan beri vardır işsizlik kavramı ve dünyada her ülkede işsizlik görülür. Türkiye İstatistik Kurumunun Temmuz 2017 verilerine göre işsiz oranı ülkemizde yüzde 10,5 olarak gerçekleşmiştir. Bu oranla Avrupa’daki işsizliğin en yoğun olduğu sekizinci ülke durumdayız. Ancak Erdoğan Hükümeti, Mart ayından itibaren işsizliği yüzde 1,2 oranında “düşürdüklerini”  başarı olarak piyasaya sürmekte.

Pekiyi,  TÜİK’e göre işsiz kime denir: Kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiçbir işte çalışmayan, son dört hafta içinde iş arama kanallarını kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda bulunan, 15 ve daha büyük yaştaki kişilere denir. Bu tanım dışında mesela, iş bulamadım diye aramaya ara verdiyseniz, geçici olarak bir-iki gün bir yerde çalıştıysanız, İŞKUR’un eğitim programına katıldıysanız; siz işsiz olarak sayılmıyorsunuz. Yani bu durumda, esas işsizlik oranı bize söylenin en az iki katı durumdadır.

TÜİK’in açıkladığı oranlardan gidersek, Mart ayından Temmuz’a işsizliğin yüzde 1,2 oranında düşmesinin sebepleri nelerdir bunlardan bahsedelim:

Erdoğan Hükümeti, referandum öncesi işsizlik oranını aşağıya çekmek amacıyla Şubat ayında sermayeye bazı teşviklerde bulundu. Yeni işe giren her işçi için işverene günde ekstra 33 TL para vermeyi taahhüt etti. Zaten hali hazırda her asgari ücretli için 100 TL indirim yapılıyordu. Bu durumda patron, üç aydır işsiz olan birini işe aldığında maaşı dışında hiçbir ödeme yapmadığı gibi üstüne yaklaşık 1.000 TL de para aldı. Patronlar bu teşviklere karşın, işçi alıp maaş ödememek için çoğunlukla işsizleri maaşsız sigortalı yaptı. Patronlar hala bir kişiden aylık en az 1.100 TL kar elde ederken vergi indirimleri de cabası. Yani sözde işsizlik azalırken hayali işlerde çalışan işsizler, işsizlik oranının dışında kaldı. Ayrıca Temmuz ayındaki verilerde, bu teşviklerle mevsimlik işlerde çalışan işçi sayısının da artığı belirtmek gerekir.

Bugün bir siyasi parti kursalar seçim barajını rahatlıkla aşacak olan bu işsizler ordusu, işlerinden çıkarıldığında ne durumdadır? Bu durumu George Orwell 1937 yılında yazdığı “Wigan İskelesi” adlı eserinde şöyle bir paragrafta anlatıyor:

‘’Çeyrek milyon madenci işsizken Newcastle’nin arka sokaklarında yaşayan bir madenci olan Alf Smith’in de işsiz olması, eşyanın tabiatı gereğidir. Alf Smith yalnızca çeyrek milyondan biridir. Sokağın karşısında Bert Jones çalışmaya devam ettiği sürece, Alf Smith gururunun kırıldığını ve başarısız olduğunu hissetmek zorundadır. İşsizliğin insanlara neredeyse en büyük kötülüğü olan bu korkunç acizlik ve ümitsizlik hissi bu yüzdendir. Bu his, her tür zorluktan ya da zorunlu aylaklığın moral bozuculuğundan beterdir’(1) demiştir. Adları Ahmet Mehmet yapın, bugün de işten çıkarıldığımızda hissettiğimiz tam olarak buna benzemiyor mu?

Biz işçiler yıllar boyunca işsizliğe karşı ve çalışma hakkı için mücadele ettik ve pek çok kazanımımız oldu. Fakat her şeye rağmen istisnai durumlar dışında, asıl kazanan hep sermaye olmuyor mu? Bu konuda Nahuel Moreno, günümüz programı Geçiş Programı’nın Güncellenmesi adlı eserinde bir paragrafla bu soruyu çok güzel açıklıyor

‘’İşçiler, kapitalizme ve emperyalizme karşı cepheden savaşmaya bir gün bile ara vermemişlerdir. Bu kahramanca mücadeleler sayesinde ileri ülkelerin işçi sınıfı, devasa demokratik ve asgari kazanımlar elde etmekle kalmamış, güçlü sendikaların ve politik örgütlerin ortaya çıkmasını da sağlamıştır. Bu kazanımların, geri kalmış ülkelerin sömürülmesi sayesinde sürekli zenginleşmekte olan emperyalizmden sökülüp alındığı doğrudur; emperyalizm bu aşamada kendi varlığını tehlikeye atmadan bazı istisnai durumlar dışında reformist ve devrimci bir karakter ve aşama da edinmiştir; kapitalizmin sınırları içinde elde edilen zaferlerin ve kazanımların nicel birikim aşamasıdır; proletarya, ne kapitalizmi sorgulamıştır ne de iktidarı kapitalizmin elinden söküp almayı hedeflemiştir. Ama bu durum, burjuvazinin kendi kendine bağışlarda bulunmuş olduğu anlamına gelmez; tam tersine, proletaryanın her ilerlemesi, burjuvaziye karşı amansız bir mücadelesinin sonucudur.’’(2)

Pekiyi ülkemizde işsizlik nasıl gerçekten azaltılabilir? İşsizliğin çözümünü yıllar önce Lev Troçki Geçiş Programı’nda yazmıştır, özetleyecek olursak; ücretler düşürülmeksizin, mevcut işlerin çalışabilir nüfusa pay edilerek iş saatlerinin azaltılması (yani 6 saat iş kavramıyla 4 vardiyalı sisteme geçilmesi) ve ücretlerin enflasyon oranında otomatik olarak artırılması ile çalışanların pahalılık karşısında da korunmasıyla mümkündür.(3)

Friedrich Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu adlı kitabında da dediği gibi “proletarya tek başına acizdir; ancak bir topluluk olduğunda gücü temsil eder.”(4) Biz işçiler gerçek anlamda bir sendika içinde birlik olmalıyız. Bunu uygulayacak tarihsel kazanımlarımız ve gücümüz var aslında, ancak kapitalizm bize bunu yapamayacağımız izlenimi veriyor. Bu dönemde bu his bize ümitsizlik veriyor ama unutmayalım ki ‘’Gecenin hükmü güneş doğana kadardır’’.

Dipnotlar:

  1. Bkz. George Orwell “Wigan İskelesi Yolu”, çev. Levent Konca; İstanbul, Can Yayınları, 2016, sf 92-93.
  2. Bkz. Nahuel Moreno “Günümüz Programı Geçiş Programı’nın Güncellenmesi”, İstanbul, h2O yayıncılık, 2014, sf 87.
  3. Bkz. Lev Troçki “Bildirgeler Emperyalist Savaş ve Dünya Proleter Devrimi Geçiş Programı”, çev. Masis Kürkçügil, Erdal Taner, Yazın Yayınları, 2003.
  4. Bkz. Friedrich Engels “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” çev. Oktay Emre, Ayrıntı Yayınları, 2013.
image_pdfimage_print