UIT-CI’nin 6. Dünya Kongresi, 2014 yılında gerçekleşen 5. Kongre’den bu yana geçen üç sene içerisinde, emekçi sınıfların bağımsızlığı, devrimcilerin birliği ve kitle seferberliklerinin acil ihtiyaçları temelinde dünya sınıflar mücadelesine dönük örgütsel ve politik müdahalelerimizin Enternasyonalimizin politik karakterini pekiştirdiği tespitini yaptı. Önümüzdeki dönemin hedefini de yine bu doğrultularda dünya partimizin güçlendirilmesi olarak belirledi.

Örgütsel ve politik müdahalelerin ve kampanyaların neler üzerine kurulacağı meselesi ise devrimci Marksist ve enternasyonalist yöntemi sahiplenen bizler için belirleyici önem taşıyor. Çünkü bu müdahalelerin temeli, dünya sınıflar mücadelesinde emperyalizm ile kitle seferberlikleri arasındaki güçler dengesi ilişkisini, dünya politik durumunun güncelliği üzerinden analiz edebilmekten geçiyor.

2008 yılından bu yana dünya ekonomik krizinin yarattığı yıkım tablosuna karşı birçok bölgede kitleler seferber oldular. Ekonomik krizlerin politik krizlere dönüşme dinamiğini hızlandıran bu süreç emperyalizmin egemenlik krizini derinleştirirken aynı zamanda bu mücadelelerin önemli bir bölümüne önderlik eden reformist sol sektörlerin de politik olarak sağa kayışlarını gözle görünür kıldı.

Bugün gelmiş olduğumuz noktada, emperyalizm krizini yarı sömürge ve bağımlı diyebileceğimiz çevre ülkelere ithal ederek, emperyal merkezlerdeki krizini (ABD ve AB’nin başat ülkeleri) kontrol altına alma çabası içerisinde. Bu kontrolü sağlamak adına da gerek krize karşı ekonomik kesinti programlarını uygulayabilecek gerekse de bu planlara karşı gelişen kitle hareketlerini bastırabilecek, daha saldırgan hükümetlere, liderlere ihtiyaç duymakta. Siyasal anlamda otoriterleşme ve sağa kayış, toplumsal alanda ise muhafazakârlaşma ve kutuplaşma olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç, dünya kapitalizmine önemli oranda krizini erteleme ve ayakta kalabilme imkânı sağlamakta.

Bu tabloda, dünya solu da kitlelerin ihtiyaçlarına cevap üretmekte zorlandığı gibi birçok örnekte bu mücadelelerin önüne ket vuran bir rol oynar durumda. Kapitalist krizin ilk dalgasına karşı gelişen seferberliklere önderlik eden liberal ve reformcu sol kesimler, reformlar yoluyla daha insancıl bir kapitalizmin yaratılabileceği perspektifiyle hareket ettiler. Bu politikalar ise bir yandan bu partilerin krize girmesine bir yandan da bu önderliklere güvenen kitlelerin ihtiyaçlarına cevap bulamamalarına, demoralize ve marjinalize olmalarına yol açtı. Bu ise emperyalizmin egemenlik krizini kontrol altına almak için planladığı politikaların hayata geçmesini kolaylaştırdı.

Bugün ise, bu sol akımların birçoğu siyasal otoriterleşme ve toplumsal kutuplaşma karşısında pozisyonlarını bir adım daha öteye götürerek, kitleleri sağcılaşmaya karşı kapitalizmin “ilerici” unsurlarının desteklenmesine yönlendirme çabası içerisinde. Latin Amerika’da 15 yıldır iktidarda olup mevcut krizin sorumlusu olan hükümetlerin, sağın yükselişine karşı desteklenmesinin ya da Türkiye’de Erdoğan rejimine karşı salt bir demokrasi çığırtkanlığıyla “ilerici” kapitalist unsurların peşine takılmanın propagandasını yaptıkları gibi.

Bizler, mevcut dünya durumunda, işçi sınıfının bağımsız politik hattının yaratılmasının can alıcı önemde olduğunu düşünüyoruz. Meselenin tek başına demokrasi ve ilericilik üzerinden kavratılmaya çalışılması dünya halklarının ihtiyaçlarına cevap vermediği gibi emperyalizmin politikalarını uygulayabilmesinin zeminini hazırlıyor. Hele ki kapitalizmin gericiliğinin doruk noktasında olduğu ve en geri burjuva demokrasisinin bile kapitalizme fazla geldiği bir dönemde! Kitle hareketlerini burjuva bakış açısının yaptığı gibi mekanik bir şekilde analiz etmek yerine sınıfçı bir bakış açısıyla bu hareketlere yaklaşmak gerekiyor. Örneğin dünya solunun önemli bir kesimi, Venezuela’daki kitle seferberlikleri karşısında Chavizm’in savunusu için Maduro’yu destekliyor. Ancak kitle hareketlerinin Chavizm’i böldüğünden, paramparça ettiğinden bihaber şekilde. Ülkede Chavizm’in eleştirel sol sektörlerinin çağrısıyla, UIT-CI’nin Venezuela partisi Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSL) ve diğer bağımsız grupların da içerisinde bulunduğu, hem Maduro’ya hem de sağ partiye karşı emekçi sınıfların bağımsızlığı temelinde bir birlik girişiminin yürütüldüğünden habersiz…

Biz, UIT-CI olarak, dünya sınıflar mücadelesine sınıfçı bir programla müdahale etmenin acil bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. İçinde yaşadığımız mevcut düzenden kopuşu hedef alarak, tahayyül ettiğimiz düzenin inşası arasında bir köprü kurabilecek olan böyle bir programın kitle seferberliklerini ileriye taşıyabileceğine ve devrimcilerin birliğine hizmet edebileceğine inanıyoruz! Ve bunun dünya devriminin partisinin inşası uğrunda mücadele edilmesi gereken bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz!

image_pdfimage_print