HDP’nin Ağustos ayı boyunca Diyarbakır, İstanbul, Van ve İzmir’de 1 hafta boyunca sürdürdüğü Vicdan ve Adalet nöbetleri büyük baskı ve abluka altında gerçekleştirildi. Vicdan ve Adalet nöbetlerinin kitlesel olmasını engellemek adına devlet var gücüyle çalıştı. Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleşen İstanbul nöbetinde park abluka altına alındı, bariyerlerle çevrildi. Nöbet boyunca parka sınırlı sayıda ve belirli süreliğine kalmak kaydıyla insanlar alındı ve parkın dışında insanların beklemesine engel olundu.

Bu esnada HDP’ye yönelik baskı ve tutuklamalar devam etti. HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk ve Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız hakkında ifade vermeye gitmedikleri gerekçesiyle yakalama kararı çıkarıldı ve “devamsızlık gerekçesi” ile milletvekillikleri düşürüldü! Meseleye nereden bakılırsa bakılsın hukukla bağdaşmayan bir durum olduğu ortadadır; iktidar sözde meclis aracılığıyla keyfi bir biçimde milyonlarca insanın oyunu, temsil hakkını da ortadan kaldırmaktadır. Ve meclise bu hakkı veren bir anayasa olmadığı gibi buna itiraz edecek adli bir mercii de yoktur! Ortada seçme-seçilme hakkı gibi şeklen dahi olsa burjuva değerlerini koruyacak bir anayasa ve meclis dahi kalmamıştır. Her şey Saray’ın iradesi yani Tek bir adamın şahsı üzerinden tecelli etmektedir. Mecliste olan bitenler bu açıdan bakıldığında bir tiyatrodan ibarettir.

Yıkım her yerde

Siyasi alanda baskı ve tutuklamalar devam ederken, bir yandan da operasyonlar sonucu yıkıma uğrayan başta Sur olmak üzere Cizre, Şırnak, Yüksekova, Nusaybin ilçelerinde kentsel dönüşüm adı altında yıkımlar ve acele kamulaştırmalar gerçekleştiriliyor. Hâlihazırda operasyonlar nedeniyle boşaltılmış ilçeler tamamen insansızlaştırılmaya çalışılıyor. Afet yasasıyla gerekçelendirilen bu yıkımlarda, evini terk etmek istemeyen ve verilen komik paraları kabul etmeyen ailelerin evleri polis barikatları ile çevrilmiş durumda ve her gün evinizi boşaltın anonsu yapılıyor. Mahallelere elektrik ve su verilmeyerek cezalandırma ve zorla yerinden etme politikası sürdürülüyor. 252 kez sokağa çıkma yasağı uygulanarak dünya rekoru kıran Sur’da yıkımlar nedeniyle Alipaşa ve Lalebey mahallerinde fiili sokağa çıkma yasakları devam ediyor.


Dokunulmazl
ıkların kaldırılmasından tutuklamalara, köylerdeki baskılara ve yerinden etmelere kadar bütün bu yapılanlar Saray’a dönük muhalefeti susturmak ve Kürt siyasal hareketini tasfiye etmekten başka bir amaç gütmüyor. Saray MHP ile işbirliği yaparak iktidarını Kürt düşmanlığı ile ayakta tutmaya çalışıyor. İlk başta anayasaya aykırı olmasına rağmen dokunulmazlıklara evet diyen, HDP’lileri yalnız bırakan, şoven propagandanın etkisiyle AKP-MHP bloku tarafından “terörist” olarak suçlanmamaya özen gösteren CHP kendi milletvekilinin tutuklanması ile sıranın kendisine geleceğini gördü. Bunun üzerine Adalet seferberliğini başlatan CHP Kürt meselesinde tarihsel reflekslerini büyük ölçüde korumaya hâlâ devam ediyor.  Örneğin Adalet Kurultayı’nda her türlü adaletsizlik konuşulurken Kürt sorunu ele alınmıyor. Ancak tarih öyle ironik ki, bu kez Kılıçdaroğlu’nun tutuklanması dahi gündemde ve CHP’nin her hareketi kriminalize edilmeye çalışılmakta. Saray’a dönük her türlü muhalefet hedef tahtasındadır, tek adam rejiminin inşası ile birlikte dün ezilen kesimlere ve Kürtlere dönük baskı şimdi tüm ülke sathına yayılmıştır.

HDP ise bu seferberliklere kısmi ölçüde dâhil olmuş, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde olmazsa olmaz olduğunu Demirtaşın “çoğumuz tutuklu olsak bile HDP bu ülkenin siyasi geleceğini belirleyecek” sözleriyle ortaya koymuştur. Saray’la barış olmayacağını ve demokrasi güçleri ile ortaklaşarak mücadelesini sürdüreceğini açıklamıştır. Gerçek bir demokrasi ve adalet için ortaklaşa mücadele gerekli ise, HDP’nin Saray’ın baskıları ve tasfiye politikası karşısında ülkenin işçi ve emekçi hareketiyle birleşik bir mücadele hattı örmesi gerekmez mi? Tek adam rejiminin muhalefet olanağı bırakmadığı bu süreçte HDP, CHP’nin yanı sıra işçi-emekçi kitlelerle ve demokrasiden yana tüm örgütlerle birlikte yeni demokratik ve sosyal bir rejimin inşası için tüm gücünü ortaya koymalıdır. Tamamen işlevsizleşen ve meşruluğunu kaybeden parlamentoda bulunmakta ısrarcı olmamalıdır. Bu ülkenin demokratikleşmesi için işçi emekçi halkların temsil edilebildiği bir mecliste yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır; Kürt siyasal hareketinin temsilcisi HDP’nin gerçek bir barış ve adalet talebi için mücadelesini yeni bir anayasa için Kurucu meclis şiarı ile işçi-emekçi kitlelerle ortaklaştırması bugünün en yakıcı ihtiyacıdır.

 

image_pdfimage_print