Arjantin’de, iki kanatlı Ulusal Kongre üyelerinden bir kısmının yenileneceği ara seçimler, 22 Ekim Pazar günü gerçekleştirildi. Halk, 72 üyeli Senatonun 24 üyesini ve 257 üyeli Temsilciler Meclisinin 127 üyesini yeniden belirlemek üzere, krizli bir atmosferde sandık başındaydı.

Bilindiği üzere ağırlaşan ekonomik kriz bir yandan Arjantin ekonomisini vuruyor, diğer yandan mevcut süreç, sistemin geleneksel aparatlarından Peronist hareketi derin bir krize sürüklüyor. Bu sarsıntı ve belirsizlik karşısında düzen içi partiler, Arjantin’in tekrar dış borç alabilmesi için ‘akbaba’ fonlarla müzakere ve kemer sıkma, kamu bütçesinde kesinti, işten çıkarma, devalüasyonla reel işçi ücretlerinin düşürülmesine yönelik bir ekonomik karşıdevrim programına sarılmış durumda.

22 Ekim tarihindeki seçimler ile devlet başkanı Mauricio Macri’nin desteklediği merkez sağın oy oranı yükselirken, Macri’nin göreve geldiği 10 Aralık’tan bu yana ilk defa Kongre’de merkez sağ, çoğunluk konumuna erişmiş oldu.

Seçimin bir başka çarpıcı sonucu ise, bir yandan geleneksel sermaye partileri arasındaki kutuplaşmanın yoğunlaştığı, diğer yandan devrimci sol bir sınıf alternatifinin küçük fakat hayli istikrarlı adımlarla bir karşı kutup oluşturmaya giriştiği yeni bir sürecin kapılarının açılmış olması.

Milletvekili aday listelerinin %70’i emekçilerden oluşan FIT (Solun ve İşçilerin Cephesi) seçimlerde ilk basamak sonuçlarına göre %30’luk bir yükselişle yaklaşık 1 Milyon 300 bin oy alarak, 2011 yılındaki kuruluşundan bu yana en parlak sonuçlara imza atmış oldu. Ulusal parlamentoya iki millet ekili daha sokma hakkı kazanan cephe, Jujuy’da %13.5 Mendoza’da %11, Salta’da % 8, Neuquén’de % 6, Cordoba’da % 4 düzeyinde oy oranlarına ulaşarak ülke düzeyinde belirleyici bir politik aktöre dönüşmüş durumda.

Yeni kuşak işçi militanlarını kapsayan ‘taban sendikacılığı’ hareketinin, işçi denetimi veya işgali altındaki fabrikalardan emekçilerin, seferberlik halindeki kadınların ellerinde yükselen FIT’in, benzeri sol seçim bloklarından belirgin bir farkı var;  FIT apaçık bir antikapitalist program savunuyor: İşten çıkarmaların yasaklanması ve iş saatlerinin düşürülerek mevcut işlerin paylaşılması, dış borcun reddi, bankaların kamulaştırılması ve dış ticaret üzerinde devlet tekeli uygulanması…

Ekonomik yıkıma karşı seferberlik, mücadelelerin birleştirilmesi ve sermaye rejiminden kopulması yönünde adımlar atılması yaşamsal bir görev olarak önümüzde duruyor. Kızıl Ekim’in 100. Yılında, FIT deneyimi işte bu görevin üstesinden gelinmesine yönelik bir girişim olarak da dikkatle izlenmeyi hak ediyor.

image_pdfimage_print