AKP iktidarının yalnızca ilk on yılında Türkiye Belçika’nın yüzölçümü kadar tarım arazisini kaybetti. Bu kayıptan aslan payını 12 milyon dekar ile buğday ekim alanları almıştı. Zaten dış ticaret açığı olan ülkede bir de buğday ithalatı başladı ve on yılda 10,5 milyar TL’lik buğday yurt dışından alınmıştı.

AKP’nin tarım politikası sonucunda ülkede ot bitmedi ve Türkiye yurt dışından saman alımına başladı. AKP hayvancılıktaki krizi de 27 ülkeden (bunların 14’ünde deli dana hastalığı mevcuttu!) canlı hayvan ve kırmızı et satın alarak derinleştirdi.

Fındık üreticilerinin Ordu’da başlattıkları “Fındık için adalet” ve üzüm üreticilerinin feryadı aslında AKP’nin ekonomi politikasının bir sonucu. Tarım AKP’nin öncelik sıralamasında daima sonda yer aldı. AKP’li yıllarda tarıma verilen destek çiftçinin mazot masrafını bile karşılamaktan uzak olmuştu.

Toprak Mahsulleri Ofisi fındığın taban fiyatını Giresun kalite 10.50 lira, levant kalite 10 lira olarak açıkladı. Üretici ise bu fiyatın maliyeti bile karşılamadığını ifade etti. Fındık fiyatlarındaki bu büyük düşüş aslında fındık üretimini azaltmak için kasıtlı olarak yapılan bir hamle. Hükümet yetkilileri fındık üretiminin fazla olduğu, bu sebeple de fındığın çürüdüğü yalanını ortaya atıyor. Oysa ki İtalya fındığı satın almak için hazırda bekliyor. Fındık taban fiyatının düşmesi ise işçi ve emekçiler için fındığa daha ucuz ulaşımı hiçbir şekilde sağlamıyor! Yani hükümetin daha öncesinde çıkardığı yönetmeliklerde söylendiği üzere fındık üretilen alanların azalmasını arzu ediliyor. Yerine ne mi yapacaklar? Hiç! Çiftçilerin insanca bir hayat sürebilmesi ve ülkede yaşayanların sağlıklı gıdaya en ucuz şekilde ulaşabilmesi için tarıma destek açmak yerine inşaat firmalarına destek ve büyük burjuvalara vergi afları yapılıyor.

Üzümdeki durum ise daha da çarpıcı. Hükümet gözümüzün önünde “şu tarım işi yok olsun da sonra uğraşmayalım” diyor. Üreticinin yedi yıl önce iki liraya sattığı yaş üzümün fiyatı şu anda 80 kuruş -1 lira aralığına düşmüş durumda!

Zengin iftar menüleri bir fikir veriyor olsa da Erdoğan’ın saray mutfağında hangi yemeklerin piştiği hakkında bir fikrim yok. Ancak Erdoğan’ın tüm Türkiye çalışanlarını GDO’lu, yeterli denetimden geçmemiş ve sağlıksız gıda ürünlerini yemeye zorladığını görebiliyorum. Bunu yaparken çiftçinin sefalete zorlanıp toprağını terk etmesi de hükümetin kalkınma politikasını tatmin ediyor. 30 yıl içerisinde dünya genelinde yaşayacağımız gıda krizi mi, kimin umurunda?

Oysa ki sorunun çözüm gayet basit. Tarım ürünlerinin fiyatlarının derhal üreticinin geçimini sağlayacağı sınıra çekilmesi gerekiyor. Tarım ürünlerinde derhal bir planlamaya gidilip, inşaat harcamaları yerine tarıma teşviklerde bulunulması, gıdada sağlık standartlarının geliştirilmesi ve denetlenmesi gerekiyor. Ama O, bunu istemiyor!

image_pdfimage_print