6 Eylül günü, hem feminist mücadeleye hem de sanata ve felsefeye büyük katkıları olan Kate Millett, 83 yaşında hayatını kaybetti. Millett sıradan bir yazar değildi, ikinci dalga feminizmin kurucularından biriydi.

1960’lı yılların başında, başta ABD ve Avrupa olmak üzere, gittikçe büyüyen bir grup kadının arasında adı konulmamış bir rahatsızlık dolaşıyordu. Erkeklerin savaşa gönderildiği II. Dünya Savaşı döneminde kadınlar, fabrikalarda çalışıyor, ailelerini geçindiriyor ve siyasal hayata katılıyorlardı. Savaş sonrası dönemde ise, kadınlar yeniden evlere hapsedilmek istendi. Kadınlar kendilerine “ev hanımı” rolünün biçilmesini kabullenmedi ve sokaklara çıktı. İşte bu dönemde, ikinci dalga feminizm, sokaklarda mücadele eden binlerce kadınla görünür olan önemli bir sosyal ve politik hareket haline geldi.

Artık, yalnızca erkeklerle eşit haklara sahip olmak için değil; ataerkil düzenden kaynaklanan her tür eril baskıya karşı çıkmak için mücadele edilmekteydi. Kate Millett, bu hareketi başlatan mücadeleci kadınların temsilcilerinden biriydi.

1960’lı yılların sonunda, Kate Millett, cinsiyet sorunu konusunda doktora tezi yazan ilk kişi oldu ve bu tez “Cinsiyet Politikası” adıyla radikal feminizmin köşetaşı olan bir kitap haline geldi. Kate Millett aynı zamanda eşit ücret, çocukların gündüz bakımı ve kadınların üreme tercihlerini kullanabilmesi mücadelelerinin de başını çekti. Hatta 1998 yılında Pazartesi dergisine verdiği röportajda ‘Mücadelesini ilk verdiğimiz şeylerden birisi çıkan yasaların mahkemelerde uygulanmasıydı ve birçok dava kazandık, iş bulma konusunda bir ilerleme sağladık ama işlerin cinsiyete göre dağılımı konusunda bir eşitlik sağlayamadık.’ demiştir. Kate Millet aynı zamanda cesur ve mücadeleci duruşunu tüm hayatına yaymış; sokakta gösteri yaparken, lezbiyen olduğunu açıklayıp toplumla ve ailesiyle karşı karşıya gelirken, tımarhaneye isyan ederken, İran’da Humeyni rejimi tarafından gözaltına alınırken, Amerikan sisteminin aleyhine konuşurken, işkence uygulamalarına karşı çıkarken hep cesur duruşunu korumuştur.

Ara vermeksizin kadın cinayeti ve kadına saldırı haberleri duyduğumuz bu dönemde, Kate Millet’ın “özel olan politiktir” görüşünü tekrarlıyoruz. Bununla birlikte, kadınlar olarak bizim baskılanmış halimizden yararlanan kapitalist patriyarkal düzene karşı, Kate Millet’in izinden mücadelemize devam ediyoruz.

image_pdfimage_print