Merhaba,

15 senedir gıda sektöründe çalışan bir işçiyim. Bu zamana kadar gördüğüm, yaşadığım benim penceremden olayları size kısaca özetlemek isterim.

Günümüzde yaşadığımız her şeyin çok önceden planlandığı,  hiçbir şeyin önümüze tesadüf olarak gelmediği acımasız kapitalizmin uygulandığı bir dünyada yaşam mücadelesi veren işçi bireyleriz. Kağıt üzerinde, yasalarda birçok hakka sahip olan ama pratikte en çok ezilen, çalışma koşulları incelenmeyen, kendisinden bir makine gibi her gün yüksek performans beklenen, hasta olmaması gereken, evde dışarıda ne yaşarsa yaşasın işyerine asla yansıtmaması gereken, ücret olarak pastada en az hak sahibi olması öngörülen modern köleleriz patronların gözünde… Harcamaya kalırsa, iş nasıl olsa ülkede yasalar zenginden yana olduğu için en kolay kurtulunabilecek kesimiz maalesef… Kısacası çoğumuz sorunlu, duygusuz, sesimizin çıkmaması gereken, işverene koşulsuz tabi olunacak, farklı ve özgür bir görüşümüzü beyan dahi edemediğimiz ortamlarda çalışıyoruz, çalıştırılıyoruz…

Bu berbat düzende sürekli olarak çalışma hayatına yönelik yeni yeni dayatmalar, kurallar getirilip maaşımızı alana kadar hemen her şey burnumuzdan getiriliyor. iş güvenliği ve işçi sağlığı bence sadece formaliteden ibaret. Denetleyen yok ve işvereni caydırıcı yaptırım gücü olan bir yapıya sahip değil maalesef. İşsizlik oranının her geçen gün artması sebebiyle ucuz işçi imkanı çok fazlasıyla artarken patronlar da içeride buna paralel olarak ses çıkaran, sorgulayan, eğitimli, donanımlı, sınıf bilinci taşıyan işçiler üzerinde baskı, mobbing uygulayıp ya hataya sevk ediyor ya da nedensiz işten çıkartabiliyor. Açıklanan gerçek olmayan enflasyon rakamları yüzünden aldığımız zamlar gerçek enflasyonun çok çok altında kalıyor. Bizler biliyoruz ki %7-8 gibi açıklanan enflasyon asla gerçeği yansıtmıyor… Türlü oyunlar, hesap hileleri, iktidarın yalanları ve yandaş medya kaynakları sayesinde yaşadığımız enflasyon bile gerçekten çok çok uzak…  Reel enflasyon her sene minumum %35-40’lar seviyesindedir. Zaten geçim derdi, krediler, kredi kartları ve anormal zamlarla boğuşmaya çalışan İşçiler asosyal, ay sonunu getirmeye çalışan, mutsuz, huzursuz ve umutsuz bir hayata mahkum ediliyorlar. Bu konuda daha çok fazla olumsuzluktan bahsedilebilir o kadar çok yönden üzerimize saldırı var ki sayfalar yetmeyecektir…

Bizler bizi yöneten hükümetler, siyasi partiler tarafından zaten her şekilde bölünmüş ayrıştırılmışız. Siyasal yönden sağcı, solcu, ülkücü, komünist ilan edilmişiz. İnançlar noktasında Sünni, Alevi, Hristiyan, dinsiz gibi ayrıştırılmışız. Etnik köken olarak da Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Ermeni gibi her türlü ayrıştırmaya maruz kalmışız, kutuplaştırılmışız. Televizyonlarda ve diğer medya organlarında hükümetin istediği, öngördüğü yayınlar harici ne bir haber, ne de başka herhangi bir program görebilmek eskisi kadar mümkün değil. Herhangi bir yerde oluşan hak arayışı, işçi direnişi, işçi haberine bu kanallarda rastlamak neredeyse imkansız olmuş. Soma’da yaşadığımız facia dahi neredeyse aklımızdan silindi silinecek durumda… Böylesi bilinçli, programlı, sindirici bir ortam var iken o zaman işçi arkadaşım da en az patronu kadar haklarını bilmeli, sürekli okumalı, araştırmacı olmalı, sorgulamalı, sınıf bilincini tam manasıyla kavrayıp gerektiği yerde haksızlığa her alanda dur diyebilmeli. Ayrıştırmalara karşı uzlaşmacı, birleştirici olmalı, haklı olduğu yerde hakkını savunup sonuna kadar mücadele edebilmeli, kendi sınıfıyla beraber yaşamayı öğrenmeli ve her zaman birlik beraberliği sağlamayı becerebilmelidir. Bizleri her türlü baskı altına almaya çalışan zihniyete karşı korkmayacağız! Korkarak geri attığımız her adım karşımıza başka bir dayatma olarak geri dönecektir…

Bizler var gücümüzle bedenen çalışan, üreten, zihinsel ve psikolojik zorluklara göğüs gererek aile geçindiren insanlarız. Ay bitiminde aldığımız maaşla eğer ki hafta sonları ailecek sosyal bir etkinlik yapamayacaksak, beraber güzel bir yemek yiyemeyeceksek, çocuğumuza güzel bir ayakkabı, elbise almak için on kez düşüneceksek, pazardan, marketten kasaptan her şeyin ucuzunu almak zorunda kalacaksak o zaman yere batsın böyle adalet… Böyle düzen…

Uzun yıllardan beri çok büyük bir uykudayız ve bizlere sunulan her acı reçeteyi ne yazık ki kendi ilacımız, merhemimizmişçesine hep kabul etmişiz. İktidarların ve yalancı siyasetçilerin bizlere sunduğu günlük masallara inanıp, çay kaşığıyla verip kepçeyle aldığı politikalara ya boyun eğmişiz ya da anlayamamışız… Ne yazık ki bu hatalar zincirinin içerisinde en büyük zararı da, bedeli de maalesef ezilenler, işçi sınıfı ödemiştir ve hâlâ da ödemekteyiz…

Son olarak artık yeter deme zamanı çoktan geçmiş olduğu halde kendimiz ve çocuklarımızın geleceği için yarından tezi yok dur demeliyiz! Göreceğiz, bileceğiz, kendimizi geliştireceğiz, öğreneceğiz, yılmayacağız, korkmayacağız, birlik beraberliğimizi asla bozdurmayacağız! Başka bir çıkış yolu yok! Tüm ezilenler ve işçi sınıfımıza selam olsun!

Bursa Aroma’dan bir gıda işçisi

image_pdfimage_print