Belediye başkanları görevden alınabilir mi?

7 Haziran seçim sonuçlarının “beğenmedim” denilerek iptal edilmesi, ardından referandum sonuçlarının da mühürsüz oy pusulaları ile değiştirilmesi artık Türkiye’de demokrasinin bir oya dahi indirgenemediğini gözler önüne sermişti. Belediye başkanlarının istifaya zorlanıp görevden alınması ise yepyeni bir tartışmayı gündeme getirdi.

Şimdilik belediye başkanlarının niçin görevden alındıklarını, bu çatışmanın neyi ifade ettiğini geride bırakalım ve sorumuzu soralım: Seçimle gelen yalnızca seçim ile mi gider/gitmelidir?

Seçim ile göreve gelen bir heyet niçin seçimlere kadar dokunulmaz olsun ki? Elbette ki görevlerinden alınabilmelidirler. Yanlış işler yapan, halka hizmetten imtina eden biri niçin bir dahaki seçime kadar koltuğunda kalsın? Tabii ki görevinden geri alınmalı. Ancak kimin tarafından, işte soru bu.

Erdoğan İstanbul’a ihanet ettiğini kendi ağzından doğrulamıştı. Evet, geçtiğimiz süreçten en büyük hasarı alan şehir İstanbul oldu. Ancak yerel yönetimler bağlamında doğaya, yaşama ve emekçilere ihanetten ülkenin her karış toprağı nasibini aldı. Doğanın tahribatı ciddi boyutlara ulaştı. Türkiye su krizine sürüklendi. Tarım arazilerinde ciddi bir kayıp yaşandı. Kaç canlı türünün ve tohumun kaybolduğunu ise maalesef bilemiyoruz. Yalnızca çanak çömlek denilen kültürel yapılar değil, “ecdat yadigârları” da mahvoldu. (Bundan birkaç ay önce Mimar Sinan eseri Ahmet Şemsi Paşa Camii’nin temeli AKP tarafından çatlatılmıştı!) Belediye hizmetleri daha masraflı bir hale geldi. İhaleler ile bizlerin ödediği vergiler yandaşları zengin etmeye ayrıldı. Belediyenin işleri de özelleşti, taşeronlaştırılan belediye hizmetleriyle belediye emekçilerine zulüm dolu çalışma koşulları reva görüldü. Zaman zaman belgelenen, zaman zaman da güçlü söylentiler halini alan yolsuzluklar, usulsüzlükler diz boyu oldu. İşte AKP’nin belediyecilikten anladığı buydu.

AKP’nin yıllarca övündüğü ancak şimdilerde pek sözünü edemediği belediyelerin sosyal yardımları, cenaze hizmetleri ve buna benzeyen daha birçok uygulama da yukarıda sözünü ettiğimiz yağmanın yapılabilmesi için bir makyaj olarak kullanıldı. Hatta çoğu kez bu hizmetler de başka yandaşlara belediyelerden para aktarabilmek için bir olanak olarak değerlendirildi.

Bizim yerel yönetimden, belediyecilikten anladığımız, benimsediğimiz şey ise şu: halkın seçtiği kişiler kesinlikle denetlenebilir olmalıdırlar. Bir belediye başkanı dâhil tüm belediye meclis üyelerinin denetletilmesi gerekir. Biliyoruz ki belediyelerdeki yolsuzluklar ve işçi-halk düşmanlıkları yönetimin kapalı toplantılarında kararlaştırılan ve uygulanan işlerdir. O halde, belediyenin tüm toplantılarının denetlenmesini, belediyenin gelir giderlerinin şeffaf olmasını ve bölge sakinlerinde kontrol edilebilmesini istiyoruz. İmkânsız mı? Hiç de değil. Hatta bu uygulamayı hayata geçirmek Melih Gökçek’i istifa ettirmekten daha kolay olabilir!

Demokrasinin ve yerel yönetimlerin sadece bir oy ile sınırlandırılması yolsuzluklara ve çirkin belediyecilik örneklerine zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple halkın yerel yönetimleri denetleme hakkına sahip olmalarını istiyoruz. Bu sayede de, belediye başkanlarının ve tüm belediye yönetiminin bir problem tespit edilmesi halinde bizzat seçenler tarafından görevlerinden alınabilmelerinden yanayız.

Patronların sistemi çökmüş durumda! Zenginlerin önerdiği bir oy ile demokrasiyi sınırlayalım ve işleyiş ile zenginleşelim, yüzler eskidikçe de yenilerini meydana sürelim metodu, yine patronların krizi ile derinleşmiş bir halde. Seçimlerin dahi güvenli olmadığı bir ortamda (unutulmamalı ki, hileli seçim tartışmaları sadece referandumda gündeme gelmedi, Melih Gökçek dâhil pek çok AKP’li belediyenin seçimlere hile karıştırarak kazanabildiğine dair güçlü bulgular var!) onca kirli işi yapmış belediye başkanları dahi, kendi ifadelerine göre tehditlerle görevden el çektiriliyorlar. Görüyoruz ki patronların sistemi tıkanmış durumda! Daha iyisini önermekten ve güçlü itirazlar geliştirmekten acizler. Ama işçilerin demokrasisinin zengini daha da zengin etmek gibi bir derdi yoktur. Bu yüzden mademki sistemin tıkandığını görüyoruz, seçilen yöneticilerin denetlendiği, vasıflı bir işçiden fazla bir ücret almasının yasaklandığı ve yönetenlerin görevlerinden seçenler tarafından geri çağrılabileceği işçi demokrasisini iyice kavramalı ve bunu önermeyi sürdürmeliyiz.