Ekim’in metal işçileri bugünün sözleşme dönemi için ne anlatıyor?

Metal işkolunda gündeme gelen toplu iş sözleşmesi son birkaç aydır masada ve sendikalar ile işveren örgütleri arasında madde madde süren bir tartışma da hala devam etmekte. 2015 Metal Fırtınası’nın anısı hafızaları henüz terk etmemişken, iki taraf da metal proleterlerinin olası bir kalkışmasının ne gibi kırıntılarla frenlenebileceğini hesaplama uğraşında. Özellikle Türk-Metal, Bursa’daki genel merkezinin, çok değil birkaç ay önce neden hükümetin kolluk kuvvetleri tarafından korunmak zorunda kaldığını aklından hiç çıkarmayarak hareket ediyor. Kendilerinin sözleşme taslağı şişkin zam talepleri ile dolup taşmış olsa da, kurulan ilk masalarla birlikte bu şişkin zam talepleri de hemen geri çekildi ve metal işçisinin açlık sınırının ne olabileceği etrafında şekillenen bir tartışma halini aldı. Birleşik Metal (BMİS) ise bünyesinde taşıdığı mücadeleci işçilerin basıncı sonucunda pazarlık sırasında daha kararlı bir inisiyatif gösteriyor. Metal işverenleri örgütü olan MESS ile yapmış oldukları 16 Kasım tarihli toplantıdan anlaşamayarak kalktılar. MESS, BMİS’in tekliflerine karşıt olarak çalışma sürelerini uzatmayı, ikramiyeleri ve fazladan çalışma ücretlerini düşürmeyi, vardiyaları genişletmeyi, mazeret izni haklarını budamayı ve deneme süresinde değişikliklere gidilmesini önerdi. Kısacası MESS, varolan şartlarda iyileşme yapılması isteklerine kulaklarını kapamak bir yana, kazanılmış olan haklara da gözünü dikmiş durumda. Elbette bunu beyan edebilecek cüreti, sırtlarını yaslamış oldukları OHAL’den alıyorlar.

Sürecin gelinen noktasında metal işçilerinin bir birlik halinde hareket edemediklerini; daha doğrusu onların bir birlik halinde hareket etmemeleri için uygulamaya sokulan baskı ve yıldırma politikalarının şimdilik bir işlev taşıdığını görüyoruz. Bu parçalı ve birbirinden kopuk sözleşme masalarının, en çok metal işçisinin bütününe ve onun kazanımlarına zarar verdiği kuşku götürmez. Metal kapitalistleri, sarayın ilan ettiği OHAL sayesinde pazarlık masasının altından sopa gösterirken, metal proleterleri kendilerinin siyasal pusulası rolünü oynayacak bir önderlikten yoksun. Türk Metal kıdem ve görev farkları üzerinden birleşik bir metal işçisi cephesi yaratımının olanaklarını yok etmeye çalışırken, bir yandan da 2015’teki başkaldırıya katılanları “kışkırtıcı” olarak etiketlemekten geri durmuyor. Tablonun bütün bu olumsuz yanlarına karşın metal işçileri, sosyo-ekonomik depremler yaratabilecek olan güçlerini 2015 senesinde bir kere sınamışlardı ve artık bu derslerin de bilinciyle sözleşmeye gidiyorlar.

Türkiye’de metal işçileri için Kasım 2017 bu çerçeve içerisinde yaşandı. Tam 100 sene öncesinin Rusya’sında ise, Çarlığın yıkımında da rol üstlenmiş olan metal proletaryası farklı bir Kasım ayı geçiriyordu. Ekim Devrimi’ne katılan, onun organik bir parçasından da öte politik bir öncüsü olarak hareket eden ve daima Rus işçi sınıfının en ileri müfrezesini kendi fabrika komitelerinde temsil eden Rus metal işçilerinin, bugün dahi büyük bir önem arz eden mücadele bilançoları, metotları ve talepleri, özellikle de sözleşme döneminin gündemde olması dolayısıyla siyasi derslerin çıkarılması gereken önemli bir ekol. Bununla beraber bugün Renault veya Ejot-Tezmak işçilerinin kendi öz taleplerinin gerçekleştirildiklerini görmelerinin biricik yolu da, Putilov’da anlatılmış olan hikaye olmayı sürdürüyor.

1917’nin 6 Kasım’ı 7 Kasım’a bağlayan gecesinde, işçi ve köylü meclisleri şeklinde çalışan Sovyetler’de merkezileşmiş işçi sınıfının tarihte ilk kez olarak iktidarı ele geçirmesi sırasında ve ertesinde, Rus metal işçisi, diğer halklardan olan sınıf kardeşleriyle beraber, kritik bir rol üstlendi. Metal işçilerini yaratan toplumsal değişim Rusya’da 1800’lerin ikinci yarısı ile başlamıştı. 1890’lı senelerde imparatorluk demiryolları inşasına başlayınca, ekonominin kilit sektörü metal haline geldi. 1917 devrimleri esnasında Petrograd’da (1914’te patlak veren emperyalist paylaşım savaşının ardından St. Petersburg, Alman isimlerini çağrıştırdığı için Çar tarafından adı değiştirilerek Petrograd oldu), 400 000 sanayi işçisi mevcuttu. Petrograd sanayi proletaryasının %60’sı, yani 240 000’i metal işkolunda çalışmaktaydı.

Çarlığın ekonomik gelişimi gecikmiş bir kapitalistleşme olarak gerçekleşmişti. Bu sebeple kısa bir süre içerisinde yoğun bir endüstriyel yatırım ve işgücü piyasası yaratılmıştı. Gelişimin geç karakteri sosyal düzlemde çarpık sonuçlar veriyordu. Buna rağmen Rusya’nın kapitalist gelişim eğrisi birbiriyle adeta kenetlenmiş ve iç içe yaşamakta olan bir işçi sınıfı yaratmıştı. Petrogradlı işçilerin %70’si, içerisinde bin kişiden fazla insanın çalıştığı fabrikalarda çalışıyordu. Bu oran Birleşik Devletler’in iki katıydı. En kitlesel fabrikalar da yine metal fabrikalarıydı. Pipe’de 30 000, Obukhov makine yapımında 13 000, Putilov’da 30 000, Baltık’da gemi yapımında 8000 proleter çalışıyordu.

Rus kapitalizminin motoru olan metal sektörü, ekonomik işlevlerinden dolayı sınıflar mücadelesinin de daima merkezinde oldu. Metal proleterleri 1905 devriminin ve ardından da 1912-1916 grevlerinin kalbindeydi. Daha sonraları Çar’ın gizli polis aygıtının bir istihbarat elemanı olduğu anlaşılan Papaz Gapon’un 9 Ocak 1905’te Kışlık Saray’a doğru 50 000 işçiyle harekete geçmesinin sebebi, Putilov fabrikasından dört metal işçisinin atılmasının ardından iki yüzün üzerindeki fabrikayı sarmış olan grev dalgasıydı.

Kolluk kuvvetleri işçilere ateş açtıklarında, “Çar babalarından” dilekçelerinin altını imzalamalarını isteyen işçilerin tepkisi de radikalleşti. “Japonlardan kaçtınız, halkı vuruyorsunuz” sloganında, savaş politikaları ile ülke içi zulüm uygulamalarının işlevleri birbirlerinin şartları olarak anlaşılmaya başlandı. Rus proletaryası taleplerinin karşılanmasını Çarlıktan beklemekten vazgeçti ki bu, Ekim’e doğru giden yolda onların gerçekleştirmiş olduğu en ciddi politik sıçramaydı. 1905’in Kanlı Pazar’ının ardından Ekaterinoslav metal işçileri, Duma’daki (Rus parlamentosu) milletvekillerine aşağıdaki taleplerini iletti:

1.) Emek gücü ve onun hakları yasal yollarla korunacak.

2.) Mevcut ücretler korunarak 8 saatlik iş gününe derhal geçilecek.

3.) Zorunlu mesai dışı çalışma saatleri kaldırılacak.

4.) Sanayinin bütün sektörlerindeki işçiler için, içerisinde hem yöneticilerin hem de işçilerin. bulunacağı yerel arabuluculuk ofisleri kurulacak.

5.) Bütün siyasi tutsaklar affedilecek ve ölüm cezası kaldırılacak.

6.) Sınırsız konuşma, basın, vicdan, toplanma, grev, konsey ve sendika özgürlüğü getirilecek.

Metal işçilerinin 1905 devriminde atmış oldukları bu cüretkar adım, bütün bir Rus sınıflar mücadelesini etkileyecekti. Bundan böyle proletarya hareketinin başını Çar’ın kurdurmuş olduğu polis sendikaları veya papazlar değil, sosyalistler çekmeye başlayacaktı. Bundan böyle işçiler siyasi yetkili olarak Çar’ın kendisini değil, başkalarını karşılarına alacaktı; yani Çar ciddiye dahi alınmayacaktı. Özetle metal proletaryası, mücadelenin ilksel dönemlerine has olan o geleneksel ve demokratik önyargıları yırtıp atan ve devrimci gerçekçiliği onun yerine işleme sokan ilk işçi taburu olacaktı. Benzer biçimde tarihte ilk defa kurulmuş olan işçi meclislerinde (Sovyetler) de, metal işçilerinin kurucu pozisyonu öne çıkacaktı.

1905’in ardından açılan karşıdevrimci süreçte 3000 devrimci idam edildi ve 57 000 kişi de sürgüne gönderildi. İstatistiklere göre 1905 senesinde metal işçilerinin en az yarısı genel greve katılmıştı. Ancak devrimci girişimin bastırılmasının ardından hareket geri çekildi. 1914’te metal işçileri sendikasının Petrograd’da 11 000, Moskova’da ise 3000 üyesi vardı. Bu sayıların düşüklüğünün sebebi sendikalara üye olmanın yasal olmasına rağmen, sendikaların greve çıkma hakkının bulunmamasıydı. Bu bağlamda sendikalar birçok metal işçisi eylemsiz ve felç kurumlar olarak görülüyordu.

Metal işçilerinin bir sonraki canlanışları 1912’de yaşandı. Lena altın madeni işçileri günde 15 saat boyunca, son derece insanlık dışı koşullar altında çalışıyorlardı. 4 Nisan 1912’de 2500 işçi madenlerden dışarıya akın etti ve bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdi. Hükümet işçilere yaylım ateşi açılması emrini verdi ve 270 maden işçisi katledildi. İç İşleri Bakanı Makanov’un katliam hakkında “Geçmişten beri hep böyleydi ve gelecekte de hep böyle olacak” açıklamasını yapması, proleter saflarda öfkenin sokaklara taşmasının işaret fişeği oldu. Nisan 1912 ile beraber başlayan grev dalgası aralıksız bir biçimde 1917 senesinin sonlarına dek devam edecekti ve kendisinden önceki mücadele dalgalarından farklı olarak, üretim durdurma eylemlerinin büyük çoğunluğu politik grevler olarak vuku bulacaktı. Bu beş sene içerisinde 9000 grev yaşandı ve bu grevlere toplamda 4,5 milyon işçi dahil oldu.

Bu uzun grev dönemi boyunca yaşanmış olan bir sosyolojik değişiklik özellikle anlatılmalı. Bu değişiklik, birinci emperyalist paylaşım savaşının cephelerinde ölen veya sakatlanan asker üniformalı işçilerin (erlerin) yerlerini, özellikle de metal sektöründe giderek artan oranlarda gençlere ve kadınlara bırakmasıydı. Moskova metal fabrikasında Mayıs 1916’da organize edilen bir grevde ilk defa eşit işe eşit ücret talebi ileri sürüldü. Aynı senenin Ekim ayında gerçekleştirilen bir başka grev ise kadın ve erkek işçilerin arasındaki siyasal dayanışmanın kopmaz bağlarla birbirine tutunduğunu ispatlamış oldu.

Fabrika sahipleri (burjuvazi), bu yoğun ve militan grevlerden şikayetçiydi. İşverenlerin senelik piyasa raporlarına bakacak olursa, 1912 tarihli finans bilançolarından birisinde onların “art arda yaşanan grev seferberliğinin sıklığından ve işçilerin üretimi durdurmak için başvurdukları nedenlerin alışılmadık çeşitliliğinden” nasıl yakındıklarını okuyabiliriz.

Bu “alışılmadık çeşitlilikteki” nedenlerden kaynaklanan grev dalgası, savaşın çıkmış olduğu ilk aylarda bir geri çekilme yaşamış olsa da, 1918’e dek mücadele ritmini koruyarak devam etmiştir.1913’ün Kasım ayında Obukhov fabrikası metal işçileri yargılanmak istenince, 83 000 işçi bir dayanışma belirtisi olarak greve çıkmıştı. 1914’ün Mart ayında Treugolnik fabrikası kadın işçileri havalandırma sisteminden dolayı hastalandıklarında, 130 000 işçi bir dayanışma belirtisi olarak greve çıkmıştı. Nisan 1914’te sosyalist vekiller Duma’dan atılınca, 75 000 işçi greve çıktı. Eylül 1915’te Çar Duma’yı kapatınca, 60 000 işçi greve çıktı. Ekim 1916’da gıda kıtlığı dolayısıyla 90 000 işçi greve çıktı. Grevin ertesi haftası Baltık denizcileri tutuklandığında, buna karşı 100 000 Petrograd işçisi iş bıraktı.

Bütün bu grevlerin bir bilançosunu çıkaran Çar’ın gizli polisi, saraya sunmuş olduğu raporda şunları yazıyordu: “Asla yorulmak bilmeyen; mücadele etme, direnme ve sürekli örgütlenme yeteneğine sahip olan en enerjik ve cesur unsurlar, Lenin’in çevresinde yoğunlaşan insanlardır.

Şubat Devrimi’ne (Çarlık’ı yıkan ve yerine sosyalist, liberal ve demokratik partilerden oluşan bir Geçici Hükümet tayin eden devrim) giden virajda, metal proletaryası yine tarih sahnesinin önüne çıkanlardandı. 20 Şubat 1917’de Putilov fabrikasının bir kısım bölümleri iş bıraktı ve ardından fabrika önünde kitlesel bir metal işçileri mitingi düzenlendi. Fabrika yönetimi derhal şu açıklamayı yayınladı: “Sistematik iş durdurmanın sonucu olarak fabrika belirsiz bir tarihe kadar kapalı kalacaktır.” Bunun ardından Petrogradlı kadın tekstil işçileri (o sıralarda günde 13 saat çalışıyorlardı), greve çıktılar ve bu grev, Çarlık’ı yıkan devrimci seferberliğin başlangıcı oldu.

Neva Thread Mills’den akın eden kadın işçiler Petrograd şehrini sokak sokak dolaşmaya başladı. Kadın işçiler Nobel mühendislik fabrikasına geldiklerinde, metal işçilerini eyleme çağırmak için içeriye kar topları attılar: “Haydi gelin! Üretimi durdurun!” Nobel metal fabrikasının ardından kadınların adresi Erikson metal fabrikası oldu (bugün Ericsson marka telefonları üreten şirketin ta kendisi). Kadınlar, iki fabrikadan metal proleterlerinin de kendilerine katılmasıyla şehrin köprülerini ele geçirdi ve merkeze doğru yürüyüşe geçti. İki gün içerisinde genel grev ilan edildi. Beş gün içerisinde devrim şehri ele geçirdi. Birkaç gün sonra da Çarlık düştü. Devrimin çoğunluğunu sosyolojik olarak metal işçileri oluşturuyordu.

23 Nisan’da Moskova metal işçileri komitesi, metal proleterleri arasında bir uçurum halini almış olan gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesini talep etti. Artık hiçbir işveren, rüşvet karşılığında işçileri bölemeyecekti. Bunun yanı sıra Moskovalı 439 metal işçisi kadın, altlarına imzalarını attıkları bir metinle kendi taleplerini sıraladı: Ayrı duşlar, 6 haftalık ücretli hamilelik izni ve çocuk bakımı için ücretlere zam.

Moskovalı metal işçilerinin deneyimi, işçilerin bir kere kontrolü ele geçirdiklerinde kendi çıkarlarına olan sosyo-politik uygulamaları nasıl başarıyla hayata geçirebildiklerini gösterdi. Metal proletaryası Nisan 1917’deki deneyimlerine dayanarak fabrikaları yönetebilmek ve hayatta kalabilmek için bir patrona veya yöneticiye ihtiyacı olmadığını anladı ve Rusya’nın bütün ezilenlerine bir örnek oldu. Metal işçileri komitesi, ücretlilerin keyfiyete göre işten çıkarılmalarını yasakladı. Komite, ulus çapında kendi iktidarını doğrulayan ve konsolide eden kararları aldıkça, işçilerin kendi devlet iktidarını örgütleme yönündeki özgüvenleri de arttı. Zira metal fabrikaları komiteleri, Geçici Hükümet tarafından fabrikaların yönetimine atanan memurları görevden alma yetkisini kendisine tanımıştı. 23 Mayıs’ta fabrika yönetimindeki bir memur “döküm bölümünde çalışan işçilerin, bölümün başındaki Mattis’i istemediklerini ve işçilerin Mattis’e gidip onu görevden aldıklarını deklare ettiklerini” yazıyordu. Fabrikanın yönetim işlevlerini kendi üzerine almaya başlayan metal işçileri komiteleri, devrimci politikalarını Rusya genelinde de uygulamak istiyordu. 9 Haziran’da “Moskova Metal İşçileri” temsilcileri Geçici Hükümet’e emek politikaları üzerine bir uyarı gönderdi:

İşçilerin temsilcileri beklemeye niyetlerinin olmadığını, eyleme geçme özgürlüğünü kendilerine sakladıklarını ve fabrika yöneticilerini açıkça şiddetle tehdit etmeyi anladıklarını deklare eder. Uzlaşma Bürosu, yönetim bürosunun kaldırılması konusunu tamamen reddetti.

Bu uyarıdan bir hafta önce 2 Haziran’da, metal işçileri genel toplantısının temsilciler raporunda, büronun metal işçilerinin isteklerini tatmin edemediği açıkça belirtiliyordu. Hükümet harekete geçmedi ve işçiler sadece metal fabrikalarını işgal etmekle kalmadı, aynı zamanda fabrika yöneticilerinin iş yerlerini ve evlerini de basarak şiddetli yaptırımlar uyguladılar. Geçici Hükümet’in metal sektöründen sorumlu yetkilisi Kolikov işçileri yatıştırmaya çalıştı ve pazarlık masasının yeniden kurulmasını istedi. Geçici Hükümet, “Moskova Metal İşçileri” grubunu yasaklamak istedi ancak başaramadı. Bunun ardından burjuvazinin lokavtları geldi. Lokavtların gelmesiyle metal işçileri 1917 yazında kendi fabrikalarını kamulaştırmaya başladı.

Ekim Devrimi’nin önderlerinden ve Kızıl Ordu’nun kurucusu Lev Troçki, Temmuz Günleri sırasında Putilov fabrikasının metal proleterlerinin Sovyetler’in iktidarını talep etmek hedefiyle Tauride Sarayı’ndaki Sovyet toplantısına nasıl gittiklerini şöyle tarif ediyordu:

Sabahın üçünde, Putilov fabrikası işçileri eşleri ve çocukları ile seksen bin kişilik bir kalabalık olarak Tauride Sarayı’na yaklaştı. Yürüyüş akşam saatlerinde saat 11 dolaylarında başladı ve geç kalmış fabrikalar korteje yolda katıldı. Geç saatlere rağmen Narva Kapısı’nda, o gece bütün bölgede kimsenin evinde kalmamasını önermek için çok sayıda insan vardı … Sabaha karşı saat üçte, Putilov fabrikasının tamamı Tauride Sarayı’nın yerlerinde yatıyordu. Demokratik liderlerin cepheden birliklerin gelmesini bekledikleri Tauride Sarayı’nda. İşte bu, Şubat ve Ekim arasındaki geçişin zirvesinde devrimin sunduğu en ürkütücü resimlerden biriydi. On iki sene önce bu işçilerden birçoğu ellerinde dini ikonlarla ve posterlerle Kışlık Saray önündeki Ocak eylemlerine katılmıştı. O Pazar öğleden sonrasından bu yana çağlar geçmişti ve daha birçok çağ, önümüzdeki bu dört ay boyunca geçecekti.

Troçki’nin muazzam bir şekilde panoramasını çizdiği o gecenin sabahında, Kronştandlı denizciler Geçici Hükümet yetkilisi Çernov’u sarayın önünde konuşma yapmaya hazırlanırken tutukladılar. Ardından silahlı Putilov fabrikası metal işçileri Tauride Sarayı’nda didik didik bir arama başlattı: Savaş yanlısı Menşevik Tsereteli’yi arıyorlardı. Onu bulamayınca metal işçileri Sovyet toplantısının yapıldığı salona bir hışımla girdiler. Aralarından birisi kürsüye çıktı ve aşağıdaki konuşmayı gerçekleştirdi:

Yoldaşlar! İşçiler bu ihanete daha ne kadar dayanacaklar? Siz burada tartışıyorsunuz ve buranın ev sahipleriyle anlaşma yapıyorsunuz … İşçi sınıfına ihanet etmekle meşgulsünüz. Eh, sadece işçi sınıfının buna katlanmayacağını anlayın! Bizden burada 30.000 kişi var Putilov’dan gelmiş. Biz kendi yolumuza gideceğiz. Bütün iktidar Sovyetlere! Silahlarımıza sımsıkı sarıldık! Kerenski ve Tsereteli bizi kandıramaz!

Metal proleterleri devrimin ve onun kazanımlarının en ateşli taraftarlarıydı. Rus emekçi sınıflarının Sovyetlerin iktidarı ele geçirmesi gerektiğine ikna olmaları noktasında metal fabrikalarından sokağa taşan militan kararlılık, büyük bir rol üstlendi. Çar’ın eski generallerinden Kornilov, devrimci hareketi ve sınıf kazanımlarını yok etmek için karşıdevrimci bir darbe hazırlığına giriştiğinde ve birlikleriyle beraber devrimin başkenti Petrograd’a doğru harekete geçtiğinde metal işçisi derhal Savunma Komitesi’ndeki yerini aldı. Kornilov’un darbe girişimine karşı işçilerin canları pahasına savaştığı günler üzerine bir Putilov fabrikası işçisi şunları yazıyordu: “O sıralarda günde 16 saat çalışırdık. Yaklaşık olarak 100 top üretmiştik.” Metal proletaryası Kornilov darbesine karşı verilen sınıf mücadelesine fiziksel olarak katılmakla kalmamış, aynı zamanda onun silahlarını da üretmişti.

Geçici Hükümet’in Çalışma Bakanı olan Menşevik Skobelev, Kornilov darbesinin ardından metal işçileri komitesinin gücünü kırmaya çalıştı. Geçirdiği bir kararnameyle işe alımların ve işten atmaların yetkisinin burjuva yönetimde olduğunu söyledi. Beş gün sonra geçirdiği başka bir kararnameyle de, metal işçilerinin iş saatleri dahilinde komite toplantıları organize etmelerini yasakladı. Langerzippen tesisi metal işçileri derhal kararnamelere karşıt bir deklarasyon yayınladı: “Fabrika komitesinin çalışmasının emek verimliliğini düşürdüğü yönünde Çalışma Bakanı’nın gerçekleştirdiği kötü niyetli iftiraları öfkeyle reddediyoruz.

Kornilov darbesinin ve Geçici Hükümet’in proleter düşmanı politikalarının ardından metal işçileri daha da radikalize oldular. Pipe ve Obukovksy gibi metal fabrikaları Sovyetlere göndermiş oldukları Menşevik temsilcileri geri çağırdılar ve onların yerine Bolşevik temsilciler seçtiler. 25 Ekim (bugünkü takvimle 7 Kasım) günü geldiğinde, İkinci Tüm-Rusya Sovyetleri Kongresi’nin 670 delegesinden 505 tanesi bütün iktidarın Sovyetlere devredilmesi lehinde oy kullandı.

12 sene önce bir papazın ardından “Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi Çar babalarına” bir dilekçe vermek için yola çıkmış olan metal işçileri, 6 Kasım’ı 7 Kasım’a bağlayan gece sınıfsız topluma duydukları militan inançla Petrograd sokaklarını fethetti. Metal işçilerinin bu inançlı duruşu, Rusya’nın bütün işçi ve emekçi sınıflarının politize ve radikalize edilmesinde katalizör görevi görmüştü.