Kadın hareketlerinin itirazlarına ve eylemlerinde rağmen, cumhurbaşkanının “isteseniz de istemeseniz de Meclisten geçecek” dediği “Müftülük yasası” apar topar meclisten geçirildi ve tasarı yasalaştı. Müftülere nikah yetkisinin verilmesinin ardından beklenen şekilde yeni tartışmalar ortaya çıktı. Nikah talebinin yüksek olması ve müftü sayısının yetersiz olması sebebi ile müftülerin yetkilerini imam ve vaizlere devredebileceği yönünde çalışmalar yapıldığı söyleniyor. Evlilik sözleşmesinin dini referanslarla kurulmasıyla kadın-erkek eşitliğini savunmayan, çok eşliliği ve çocuk yaşta evliliği normalleştiren ve kadının tüm medeni haklarını elinden alan, tam da iktidarın istediği bir sonuç ortaya çıkacak. Tüm bunların yanında belediyede nikahlanan kişilerle müftüde nikah kıydıranlar arasında müslüman olan/olmayan şeklinde yeni bir toplumsal kutuplaşma oluşacak.

Müftülük yasasının ardından ortaya çıkan “boşanma sürecinde arabuluculuk düzenlemesi” ile zaten boşanmak istediğinde dövülen, şiddetten kaçıp polise gittiğinde kocasının yanına gönderilen kadının boşanması daha da zorlaşacak. Bu tip bir düzenleme boşanmaları zorlaştırarak kadınları boşanmaktan vazgeçirme sürecinin desteklemekten başka bir amaca hizmet etmeyecektir. Aynı zamanda kadına şiddet vakalarında da kadın cinayetlerinde de artışa sebep olacağı aşikardır.

Aslında tüm bunlar toplumsal muhafazakarlaşma projesinin birer parçası; imam hatip sayılarının arttırılması, sayısız sınav sistemi değişikliği ile bilimsellikten ve nitelikli insan yetiştirme emelinden iyice uzaklaşan eğitim sistemi, aileyi dini kurallara göre düzenleyip erkek egemen bir toplum  yaratarak kadını aile içine hapsetme çabası.

OHAL ile beraber tümüyle işlevini ve meşruiyetini yitiren meclisin, onlarca milletvekili ve gazeteci tutukluyken insan haklarını, kadın haklarını etkileyen yasaları çıkarması abesle iştigal. Bu meşru olmayan meclisin çıkardığı yasaları tanımıyoruz, fillen hayata geçmemesi için mücadele ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz!

image_pdfimage_print