AKP’nin 15 yıllık neoliberal karşı -devrim saldırısı Türkiye işçi sınıfı ve hareketi üzerinde büyük yıkım yarattı. OHAL rejimi içinde şekillenen son 1,5 yıl ise süreci hem örgütsel hem de politik anlamda çok daha fazla parçaladı ve geriye taşıdı. Sendikasız, güvencesiz, düşük ücretli çalışma koşulları karşısında onurlu bir iş, onurlu bir yaşam savunusu bile bir tehdit olarak görülüyor ve bir suç gibi tanımlanıyor. Bugün “ister kabul et, ister zorla kabul et” dayatması altında, işçi ve emekçiler karın tokluğuna şükür noktasına çekilmeye çalışılıyor. Sendikasızlık oranının yüzde 90 olduğu, sendikalı işçilerin büyük çoğunluğunun ise toplu sözleşme hakkına sahip olmadığı bir süreçte bu baskı ve dayatmaları aşabilmek de oldukça zorlaşıyor.

Yine de bu koşullar altında azımsanmayacak sayıda mücadele Türkiye’nin dört bir yanında sürmeye  devam ediyor.  Sendikalı, sendikasız çok sayıda iş yerinde umut veren mücadeleler doğuyor ve bunların büyük bölümü, kısmi de olsa kazanımlarla sonuçlanıyor.   İş bırakma, grev, direniş, protesto ya da hukuki çerçevede tezahür eden mücadelelerin ana nedenleri ise ücret alamama, zam, toplu iş sözleşmesi anlaşmazlığı, işten çıkarma, sendikalaşma ya da işyeri tasfiye-kapatma olarak öne çıkıyor.

Bu örneklerin en yakını Şişecam’a bağlı Paşabahçe Cam Fabrikası’nda yaşandı.  Küçülme sebebiyle işten çıkarılan 90 cam işçisinin işlerine geri dönmek için başlattıkları direniş Şişecam işçilerinin desteği ile kısmi kazanımla sona erdi. İşçilerin Trakya’daki fabrikalara nakledilme talebi kabul edilmedi ancak 90 işçinin tümü, istemeleri halinde Eskişehir’deki fabrikada işe başlayabilecekler. Eskişehir’e gitmek istemeyen işçiler ise teşvik uygulamalarından yararlanacaklar.

Bu  sonuç, işçileri hayatlarını idame ettikleri yeri terk etme veya yeni bir iş bulma kaygısı ile yaşama ikileminde bırakan kısmi bir kazanım olmakla birlikte kazanımların ancak mücadele ile elde edilebileceğini hatırlatması ve işçi ve emekçileri yeniden mücadelenin öznesi yapması adına çok değerli bir deneyimi işaret ediyor. Öyle ki, Şişecam işçilerinin verdiği mücadele sendikal önderliğin de önüne geçti ve taban basıncı ile onu bu mücadeleyi sürdürmeye mecbur bıraktı.

Diğer yandan, bizzat bu direnişin ve küçülme/ işyeri tasfiyesi gibi sebeplerle işten çıkarmaların önemli bir görevi gündeme taşıdığı aşikar: İşyerlerinde işçi denetimi.

Açık ki, ekonominin kötü gidişatı, enflasyonun ve cari açığın artışı, işçi ve emekçilerin yalnızca hayat standartlarını daha da kötüye götürmekle kalmıyor, aynı zamanda onları işten çıkarılma tehdidiyle de yüz yüze getiriyor. Tıpkı Şişecam’da olduğu gibi, ekonominin gidişatı bahanesiyle küçülmeler, küçülme bahanesiyle işten çıkarmalar sürüyor. Bunun bir adım ötesi işyeri kapatmaya kadar varıyor. Bir adım berisi ise hepimizin malumu ücret düşürmeler, fazla mesailer, bir takım sosyal haklardan feragat vb. Sonuç? İşçi ve emekçiler, işverenlerin karlılığı zarar görmesin diye bir kez daha en ağır koşullara mahkum ediliyor.

Üstelik bu süreç büyük bir gizlilikle sürdürülüyor. İşçi ve emekçiler, doğrudan kendilerini etkileyen süreçlerin dışında bırakılırken,  işverenin açıklamalarına sorgusuz sualsiz biat göstermeleri öngörülüyor. Oysa üretimi bizzat gerçekleştiren işçi ve emekçilere yeri geldiğinde fedakarlık öğütleyen işverenlerin, öncelikle defterlerini açıp işçilerin önüne koymaları gerekiyor. Beklenen tüm fedakarlıklar karşısında işverenlerden şeffaflık talep etmek anlaşılmaz olmasa gerek.

İşten çıkarmalara ve/veya kesintilere başvuran ya da iflas gösteren işyerlerinde öncelikli talebimiz, tüm resmi belgelerin, gelir-gider dökümlerinin, üretim stoklarının ve fabrikaya girip çıkan malların dökümünün işyeri komitelerine verilmesi olmalıdır.  Ardından işçilerin de katılımıyla durum ve çözümler değerlendirilip, üretim yeniden planlanmalıdır. Aksı durumda işveren tarafından alınan her tedbir keyfidir ve meşruluğunu en başından yitirmiştir.

Bu bağlamda, işyerlerinde işçi denetimi talebi bugün öne çıkaracağımız her talebin ayrılmaz bir parçası olmak durumundadır.

image_pdfimage_print