Neoliberal piyasacı politikalarla giderek kırılgan ve dış borca bağımlı hale gelen Türkiye ekonomisi kendini kurtarmak için daha fazla kredi (borç) aramaya koyuldu. Ne var ki, OHAL ile ekonomik ve siyasi belirsizliklerin tavan yaptığı ortamda, devletin yegane işletmelerinin teminat olarak gösterildiği Varlık Fonu’yla bile yeterince kaynak bulunamadı. Yani işler sermaye açısından da pek tıkırında değil.

Şimdi ise reçete, Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek aracılığıyla ‘Ya borçlanacağız; ya vergileri arttıracağız’ şeklinde sunuldu.

Bir yandan da TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen Torba Yasa’da internet vergisinin artırılmasından, Telekom şirketlerinin borcunun affedilmesine, meşrubatlardan alınan verginin artırılmasından çeşitli şirketlere vergi muafiyetine kadar emekçiden alıp sermayedara veren bir dizi yeni düzenleme var. Bununla birlikte iktidar, aynı torbada devasa miktardaki dış borcun yanına ek borçlanma limiti istiyor. Bunun gerekçesi ise, yine Mehmet Şimşek tarafından, spekülatif saldırılara karşı ekonomiyi korumak olarak dile getirildi. Oysa ülkedeki toplam borç milli gelirin %212’sine ulaştı; sürekli açık veren ve yönetim performansı ortada, delik deşik bir bütçeden söz ediyoruz!

Buna karşın biz de diyoruz ki; borçlanma borçlanmayı doğurmakta; sorun, gücünü üretimden almayan, ranta, sıcak paraya ve iç tüketime bağlı ekonomik düzendedir. Tüm teşvikler patronlara giderken, emekçilerden hep feragat etmeleri ve ekonomiye can vermeleri bekleniyor. Ayrıca alınan borçlar ve kesilen vergiler işçi ve emekçi halkın yararına kullanılmıyor. Ekonomiyi korumak basittir: dış borç ödemeleri derhal durdurulmalıdır.

İktidarın bir başka argümanı ise vergi vermenin milli bir mesele olması. Her ay çalışanların ücretlerinden kesilen ve nereye gittiği meçhul milyarlarca liradan bahsediyoruz. Madem vergi vermek ülke ekonomisini ayakta tutmanın yegane aracı; o halde neden vergi cennetlerine ihtiyaç duyuluyor? Neden iktidar ve çevresindeki ayrıcalıklı kesimler çeşitli torba yasalarla bu vergilerden muaf tutuluyor? Asgari ücret her geçen gün artan vergi ve zamlar karşısında yok değerine indirgenirken asıl asgari ücreti vergiden muaf tutmak iktidarın öncelikli meselesi olmalıdır.

Bütçe delik, asgari ücret açlık sınırının altında. Milyonlarca liralık yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklamanın yargılandığı Reza Zarrab davası ‘’Türkiye’ye karşı yapılan bir komplo’’ olarak yorumlanıyor. Bunun karşısında Saray rejimi sözcüleri su alan gemiyi göstererek ‘‘aynı gemideyiz’’ hatırlatması yapıyor. Milyonlarca dolar rüşvet alanlar ile paralarını vergi cenneti adalara taşıyanlar, işçi ve emekçilerle aynı gemide değildir.

Her şey bir tercih meselesi! Hangi kaynakların kimin için, kimin yararına kullanılacağı da öyle… Saray rejiminin kurduğu hukuksuz, kuralsız, keyfi düzen ekonomik ve siyasi krizi derinleştiriyor. OHAL ile birlikte baskıcı ve antidemokratik uygulamalar bu belirsizliği daha da kaotik kılıyor. Bu kaosun müsebbibi Saray rejimi ve onun çevresindeki ayrıcalıklı kesimdir; dış borç ödemesinden vergilere kadar, işçi ve emekçi halka ödetilmeye çalışılan bu faturayı kabul etmiyoruz.

Tek adam rejimi daha fazla yoksulluk, daha fazla eşitsizlik demek. Ülkede hem siyasal demokrasiyi yeniden tesis edecek hem de ülkedeki yaşam ve çalışma koşullarını insan onuruna yaraşır düzeye çekecek yeni bir düzene, yeni bir meclise ihtiyacımız var. Düzen partileri değil, emekçilerin bu düzen karşısında yeni bir seçenek yaratmasıdır bizi kurtaracak olan yegane şey!

image_pdfimage_print