İşçi Cephesi’nin yeni dönem 100. sayısını elinizde tutuyorsunuz. Bundan tam dokuz yıl önce, Ocak 2009’da, “Mücadeleleri Birleştirelim!” şiarıyla gazetemizin yeni dönem ilk sayısını çıkarmıştık. Arka kapakta, “Yeniden, Merhaba!” başlığı altında şöyle yazmıştık:

“Başlamak zordur. 1979 ortalarında, 30 yıl önce başladı yürüyüşümüz. İşçi sınıfı devrimciliğinde ısrarın, devrimci bir partinin ve programın inşasının, geçişsel talep ve sloganların, kitle seferberliklerine müdahale etmenin ve dahası, uluslararası inşayı soyut bir propaganda malzemesi olmaktan çıkarıp somut bir politik uğraşa dönüştürmenin adı oldu İşçi Cephesi.”

Sol Muhalefet

Evet, İşçi Cephesi diyerek bu topraklarda attığımız ilk adımdan bu yana uzun bir yol kat edip 40. yılın eşiğine gelmiş bulunuyoruz. Lakin İşçi Cephesi bundan çok daha fazlasını ifade etmektedir. Bunun için çok daha gerilere, 1923’e gitmek gerekir. İşçi Cephesi kendisini her şeyden önce, bu yıl 100. yılını kutladığımız dünyanın ilk muzaffer işçi devriminin sahiplenilmesinde ve yozlaştırılmasına karşı mücadelede ifade eden Sol Muhalefet geleneğinin bir parçası ve devamcısı olarak görür.

Bu çerçevede Sol Muhalefet geleneğinin bir ifadesi ve ürünü olan devrimci Troçkizmi ve 4. Enternasyonal’i sahiplenir. İşçi Cephesi yine bu çerçevede kendisini, 4. Enternasyonal içinde, Sol Muhalefet geleneğinin devamcısı olarak gördüğü, Morenizm akımının bir parçası sayar. Nitekim Temmuz 2014’te İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)’nin Birleşme Kongresi bu durumun somutlanması yönünde atılan bir adımı ifade etmekteydi.

Kısacası elinizde tuttuğunuz 100. sayıya gelene dek son dokuz yıl boyunca; bir yandan 38 yıllık İşçi Cephesi mücadelesi, öbür yandan parçası olmaktan onur duyduğumuz 100 yıllık Sol Muhalefet geleneği temel yol göstericimiz olmaya devam etti, ediyor.

İşçi Demokrasisi Partisi

Tam da bunun bir sonucu olarak İşçi Cephesi’nin Ocak 2014 tarihli 57. sayısı; “35. Yıl, yeni bir aşama: İşçi Demokrasisi Partisi!” manşetiyle çıkmıştı. Partimizin girişimini duyuran gazetemizin kapağında yer alan şu cümleler aslında İşçi Cephesi’nin ne anlama geldiğini işaret etmektedir:

“…İşçi Cephesi dört konuda asla taviz vermedi. Bir; toplumsal dönüşümün temel ve belirleyici gücü olarak daima ve sadece işçi sınıfını kabul etti. İki; toplumun tüm ezilen ve sömürülen kesimlerinin mücadelelerini sınıf mücadelesinin bir parçası olarak gördü ve sahiplendi. Üç; antikapitalist olunmadan işçi sınıfından yana gerçekçi bir mücadele verilemeyeceği ve sorunların kalıcı şekilde çözülemeyeceği ilkesine sıkı sıkıya bağlı kaldı. Dört; ne derece küçük ve güçsüz olursa olsun sınıf mücadelesinin ulusal sınırları aşması, uluslararası nitelik kazanmasını bir zorunluluk olarak kavradı…”

Tabii ki bundan sonra da kavrayışımız ve mücadelemiz bu şekilde olmaya devam edecek. Kuşkusuz hedef ve ideallerimizin büyüklüğü düşünüldüğünde bugüne dek yapabildiklerimizin halen son derece sınırlı olduğunu kabul etmeliyiz. Lakin ne derece mütevazı olursak olalım içinde bulunduğumuz koşulların kararlı olmamızı ve korkusuzca mücadele etmemizi gerektirdiğini görmeliyiz.

Devrimci bir kutup…

Dokuz yıl önce İşçi Cephesi’nin yeni dönem ilk sayısını çıkardığımızda dünya ekonomik krizi devasa iflaslara, işten çıkarmalara ve sosyal çöküşlere yol açmaktaydı. Ardından 2011’de Ortadoğu ve Kuzey Afrika devrimci ayaklanmaları başladı. Ve Türkiye’den Brezilya’ya, Arjantin’den Yunanistan’a, İspanya’dan ABD’ye dek dünyanın dört bir yanında bu ayaklanmaların yansımaları oldu.

Son dokuz yılda ekonomik kriz ve sosyal yıkım aşılamadı, birçok yerde daha da derinleşti. Geniş halk kesimlerine fatura edilen kapitalist krize birçok ülkede rejimlerin daha baskıcı karakterler kazanması eşlik etti. Türkiye’ye bu tablo bir askeri darbe girişimi ve burjuva hukukun dahi kâğıt üzerinde kaldığı, tüm gücün bir tek adamda toplandığı OHAL rejimi olarak yansıdı.

Bu çerçevede düne kadar kutsallık atfedilen parlamento, halk iradesi ve seçimler gereksiz bir maliyet ve ayrıntı olarak görülmeye başladı. Dünya emperyalizminin amiral gemisi ABD’nin başına Trump gibi bir şahsiyet başkan olabildi. Burjuva değerler dünyası ve sistemi adeta kumdan bir kale gibi çökmeye başladı. Burjuvazinin bu çürüme ve çözülmeye yanıtı ise her alanda ve anlamda daha fazla barbarlıktan ibaret…

İşte bu koşullarda İşçi Cephesi’ni çıkarmaya ve İşçi Demokrasisi Partisi’ni inşa etmeye devam ettik, ediyoruz. 100 yıl önce Sol Muhalefet içeride-dışarıda devrimi boğmaya girişenlere karşı bir devrimci kutup yarat(a)mamış olsaydı bugün muhtemelen devrimci sosyalizm diye bir alternatif olmayacaktı. İşçi Cephesi olarak kendimize biçtiğimiz rol ve görev budur: Devrimci bir kutup inşa etmek…

image_pdfimage_print