1. ABD başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, Amerikan emperyalizminin ve Siyonizmin, Filistin ve tüm Ortadoğu halklarına yönelik açık bir saldırısıdır. Trump’ın bu kararını, “ABD başkanlarının ulusal güvenlik nedenleriyle dış ülke temsilciliklerinin yerlerini değiştirebilecekleri” yolundaki bir ulusal yasaya dayandırması ve kararın “bölge barışına katkıda bulunacağı” yolundaki açıklamaları, iç ve dış tepkileri önlemeye yönelik bir demagojiden başka bir şey değildir ve emperyalizmin bu yeni saldırganlığını gizleyemez.
  1. Kudüs gerek tarihsel gerekse sosyolojik ve ulusal açılardan, Filistin’in ezeli başkentidir. Asırlar boyunca çok işgaller görmüş olan bu kent ve tüm Filistin toprakları, çok etnili ve çok inançlı bir halkın, Filistin halkının anayurdudur. Bu halkın etnik ve dini kökenli ayrımlara tabi tutulması, sistemli olarak bölünmeye ve birbirine düşürülmeye çalışılması daha başından itibaren imparatorluklar yayılmacılığının ve emperyalizmin hedefi ve başlıca politikası olmuştur. Bugün de bu politika sadece emperyalizm ve Siyonizm tarafından değil, bölgedeki diğer yayılmacı devletler tarafından da uygulanmaktadır. İki devletli “barış” çabaları bu politikanın yarattığı bir “formülden” başka bir şey değildir.
  1. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, emperyalizmin Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının diktatörlere karşı başlattıkları ayaklanmalar sürecinde bölgede kaybettiği egemenliği yeniden tesis edebilme çabalarında yeni bir adımdır. Bu çabasında ABD emperyalizmi, İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır hükümetleriyle birlikte yeni bir “emperyal egemenlik kuşağı” kurmak istemektedir. Hedefi, İran’a karşı mücadelesinde Suudi rejimine, bölge halklarının demokratik isyanı karşısında Sisi’nin diktatörlüğüne ve tüm uluslararası kararlara karşın Filistin topraklarında yeni yerleşim yerleri kuran Siyonist devlete destek vererek bu ülkeleri kendi emperyalist politikası çevresinde birleştirmektir. Kısa bir süre sonra Kürt halkına karşı Ankara hükümetine de destek vererek onu daha sıkı kendine bağlamaya çalışması her an beklenebilecek bir gelişme olacaktır.
  1. Trump’ın kararına karşı gösterilen tepkiler Filistin halkını yalnızlıktan kurtarmayan diplomatik ve ikiyüzlü deklarasyonların ötesine geçmemektedir. Almanya dış işleri bakanı Sigmar Gabriel “bu kararın barış sürecinde zararlı olacağını”; Fransa devlet başkanı Emmanuel Macron, “kararın üzücü olduğunu”; Britanya başbakanı Theresa May ise “bu girişimin barışa yardımcı olmayacağını” söylemekle yetinmişlerdir. Bu hükümetlerden Filistin halkı üzerindeki baskılara karşı yardım beklemek kuzuyu kurda emanet etmek demektir, zira Avrupa Birliği hükümetlerinin ABD ile sürtüşmeleri, bölge üzerindeki emperyalist egemenlik mücadelelerinde yaşadıkları çekişmelerden başka bir şey değildir. Avrupa’daki emperyalist ülkeler de Filistin halkının bölünmesini destekleyerek Siyonizm’e arka çıkmaktadırlar.
  1. Müslüman ve Arap ülkeleri monarşilerinin ve diktatörlüklerinin ABD’nin Kudüs kararına tepkileri de sadece kendi halklarını yatıştırma amaçlıdır ve emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele eden Filistin halkına gerekli desteği sağlamaktan çok uzak diplomatik lafazanlıklar niteliğindedir. Mısır diktatörü Sisi tıpkı Avrupa hükümetleri ağzıyla konuşarak “bu kararın Ortadoğu’da barış imkânını azaltacağını”; kendi topraklarında milyonlarca Filistinlinin yaşadığı Ürdün kralı Abdullah, bunun “barış görüşmelerine zarar vereceğini ve bölgede gerilimleri artıracağını” söylemekle yetinmişler, diğer ülkeler de benzer açıklamaların ötesine geçmemişlerdir. Filistin yönetimi başkanı Mahmud Abbas da “Trump, Amerika’nın uzun yıllardır sürdürdüğü barış görüşmelerindeki aktörlüğünü de bitirdi” diyerek diğer emperyalist ve yayılmacı güçlere dolaylı bir yardım çağrısında bulunmuştur.
  1. Türkiye’de ise Recep Tayyip Erdoğan Kudüs sorununu tamamen bir iç politika malzemesi olarak kullanmak istemektedir. Kendisi, ailesi ve hükümetiyle ilgili yolsuzluk iddiaları ve haberleri yayıldıkça ABD hükümetine karşı daha mesafeli bir konuma geçen RTE, “Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir” diyerek sorunu inançlar temeline çekmeye çalışmakta, böylece hem Filistin’in bölünmüşlüğünü kabul etmiş olmakta, hem de Türkiye halklarını dinsel açıdan manipüle ederek kendi çevresinde toplamaya gayret etmektedir. Oysa Kudüs sorununu “dinler arası barış merkezi” olarak göstermeye çalışmak, tıpkı Papa’nın yaptığı gibi, sahte barış ifadeleriyle Filistin emekçi halklarının bölünmüşlüğünü onaylamak ve onları aralarında kanlı bir dinsel çatışmaya davet etmekten başka bir anlam taşımamaktadır. RTE’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplanmaya davet etme niyeti de, İslam ülkelerindeki emperyalizm işbirlikçisi diktatörlerden ve monarşilerinden umarsız bir destek beklemenin ötesinde, emekçi halklar arasında inanç temelli çatışmaları kışkırtmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.
  1. Filistin halkı Trump’ın yeni emperyalist saldırısına karşı seferber olmaya başlamıştır. On yıllardan beri emperyalizmin ve Siyonizmin saldırılarına karşı koyan, bölgedeki yayılmacı burjuva diktatörlüklerce yalnızlığa terk edilerek emperyalizme teslim edilen, bizzat kendi önderlerinin ihanetine uğrayan Filistinli emekçilerden de zaten başka bir şey beklenemezdi. Onları her an patlak verebilecek yeni İntifadalarında gerçekten destekleyecek olan, dünya emekçi yığınları ve ezilen halklardır. Bu nedenle tüm işçi ve emekçi örgütlerini, tüm demokratik ve ilerici kuruluşları Flistin halkının çevresinde kenetlenmeye ve uluslararası bir destek ağı örmeye davet ediyoruz. Kudüs, çok etnili ve çok dinli Filistin halkının başkentidir, ona uzanan eller kırılmalıdır.

 

Yaşasın Filistin devrimi!

Yaşasın demokratik, laik, bağımsız tek Filistin!

 

İşçi Demokrasisi Partisi

07.12.2017

image_pdfimage_print