Afrin savaşı: “Zeytin Dalı” mı, “meşe odunu” mu?

Beklenen saldırı başladı. İş bir “Zeytin Dalı”ndan ziyade “meşe odunu”na benziyor! “Gerekçeler son derece uydurma. TSK, harekâtın “Suriye’nin toprak bütünlüğü için” yapıldığını, “dost ve kardeş bölge halkını bunların zulmünden kurtarmaya” gidildiğini söylüyor. Başbakan’dan da amacın “Bu alçakların bölgede yaptıkları zulme son vermek” olduğunu ve harekâtın aynı zamanda “DAEŞ”e karşı yapıldığını öğreniyoruz! Ancak harekâtla ilgili kibirli dil, bir anda korkunun diline de dönüşüyor; meğerse bu harekât Türkiye’nin “bekası”, yani varlığını sürdürebilmesi için yapılmaktaymış! Artık hangisini yerseniz!

Afrin’e böylesine “soylu” nedenlerle gidilmediği ortada. Çünkü orada, bölge halkından nefret eden, ana diliyle konuşup eğitim görmesini, kendi kendini yönetmesini engelleyen, halkın bir an önce elinden kurtulmak istediği bir yönetim yok. Bu asıl, planlandığı gibi ÖSO’nun oraya yerleşmesiyle olacak. Afrin, herkesin bildiği üzere, savaştan kaçanların sığındığı epeyce sakin bir yer. Oradaki asıl “tehlike” ulusal baskı altındaki bölge Kürtlerini etkileyebilecek bir özerk yönetimin varlığı ve bunun diğer kantonlarla birlikte oluşturduğu Kürt kuşağı. Bu savaş Kürtlerin siyasi varlığına karşıdır.

Sorular, ihtimaller…

Harekâtın askeri sonuçlarını görmek için biraz zaman lazım. Ancak bazı diplomatik-siyasi ihtimallerden söz edilebilir. Herkes, Afrin’e yönelik harekâtın ve bunun için zorunlu olan hava sahası kullanımının Rusya’nın onayı olmadan imkânsız olduğunu biliyor. Eğer ortada “itidal” çağrısı yapan Rusları çaresiz bırakan bir emrivaki yoksa bu onay, muhtemelen belirli sınırlar içinde verildi. Ancak asıl soru bu onayın nasıl bir plan dahilinde ve neyin karşılığında verildiği. Acaba Halep’i verip İdlip’i alan Türkiye, şimdi de İdlip’i verip Afrin’in bir bölümünü mü alacak? Rusların planı, Kürtleri yem olarak kullanıp Türkiye’yi Afrin’e sıkıştırmak ve orada tecrit etmek olabilir mi? Bu bağlamda Rusya, hava sahasını yeniden kapattığında, Türkiye,  Kürtlerle “sonu gelmez” bir kara savaşıyla baş başa kalır mı? Böyle bir sıkışma ve muhtaçlık hali, Türkiye’nin bağımlılığını iyice artırıp Rusya’ya her istediğini vermesi gibi bir sonuca varır mı? Ve tabii, bu harekâtın, RTE tarafından hedef gösterilen Menbiç’e de yönelmesi halinde, şimdilik “Afrin bizi ilgilendirmez” havasındaki ABD ile ilişkiler hangi noktalara varır? Daha pek çok soru sorulabilir.

Yazarın diğer yazıları

Tabii, başka ihtimaller de var. Belli ki Türkiye en büyük kaybedeni olduğu Suriye’de ucundan da olsa bir şeyler koparmak ve masada yer kapmak peşinde. Bu nedenle Kürtleri devre dışı bıraktırmak ve İslamcıları manipüle etmek dışında fazla bir rol oynayamayacağı Soçi toplantısını çıkmaza sokmak,  koz olarak kullanılmak üzere Suriye’nin bir parçasını elinde tutmak, hatta İslamcı muhalefeti canlandırıp Suriye’de iç savaş ateşini yeniden harlamak ve bu arada ABD ile yeni bir ittifak aramak gibi işlere pekâlâ girişebilir.   

İşin iç yüzü

İşin bir de iç yüzü var. Belirleyici olan da o. Bu nedenle, Afrin harekâtına 2015’te başlatılan “başkanlık savaşının” bir “muharebesi” olarak da bakmak gerekiyor. Yani ortada bir iktidar sorunu var. Türkiye’yi yönetenlerin “bölge bizden sorulur” noktasından “vatan elden gidiyor” noktasına gelmeleri, yani o meşhur “beka” sorununa kısılıp kalmaları boşa değil. Konunun milliyetçi kamuoyuna sunumu “bölücülük” söylemiyle olsa da asıl mesele RTE’nin şahsında, “Yeni Türkiye” adı verilen despotik rejimin bekasıyla ilgili. RTE, “çözüm süreciyle” Saray’ın hizmetine sokamadığı Kürt siyasi hareketini bir savaş süreciyle” tasfiyeye çalışıyor. Çünkü bir zamanların “Kürtlerle büyüme” hayalleri yerini “Kürtler yüzünden küçülme” korkusuna terk etti.

Yurtta savaş bölgede savaş!

Rejimin içeride ve dışarıda üzerinde durmaya çalıştığı çürük ideolojik-politik payandalar sallandıkça iç ve dış savaş yöntemleri ağırlık kazanıyor. İktidar, bu nedenle her iki “cephede” de aynı militarist dili kullanıyor. Artık iç ve dış “düşmanlar” arasında bir fark yoktur! RTE’ye göre muhalefet “bir takım mahfillerin” hizmetindedir.  CHP lideri ve sözcülerinin savaşa destek açıklamaları CHP’yi RTE’nin elinden kurtarmaya yetmeyecektir. Sıra istisnasız herkese gelecektir. RTE, “Meydanlara çıkanlar bedelini ağır öder” diyor. O sadece Kürtleri, sosyalistleri, barış talep edenleri ve bugünü kastetmiyor, onun kastı kendisine karşı çıkacak herkes ve onunla olan geleceğimiz. Savaş hemen her zaman rejim muhaliflerini tasfiyenin bir aracıdır. İktidarlar normal şartlarda yapamadıkları işleri şoven milliyetçiliğin zirveye ulaştığı savaş koşullarında yaparlar. RTE’nin amacı başkanlık seçimlerine muzaffer bir başkomutan ve “Gazi” olarak gitmektir. Dileriz tam tersi olur; çünkü bu savaş aynı zamanda bir iç savaştır!

Bu savaşa destek vermek, gerici Saray rejimine ve RTE’nin mutlak iktidarına destek vermektir. Demokrasi, özgürlük, laiklik, Atatürkçülük, eşitlik, hukuk ve adalet adına bu iktidara karşı çıktıklarını söyleyen herkese hatırlatırız!