Metal işçileri daha öncesinde de grev yasaklarıyla karşı karşıya kalmıştı. Kendilerini fabrikalara kilitleyerek, direnişi sürdürerek ve kararlı olduklarını göstererek çeşitli eylem biçimleriyle kazanımlar elde ettikleri dönemler yaşamıştı. Şimdi de Erdoğan yönetimi altında bir kez daha metal işçilerinin grevi Afrin operasyonu bahane gösterilerek ertelendi/yasaklandı.

Grev yasağı

Afrin operasyonunun sadece bir bahane olduğunu biliyoruz. Gerçek gerekçe patronların kâr ihtiyaçlarıdır. Erdoğan OHAL sayesinde grevlerin yasaklanabildiğini büyük bir mutlulukla patronlara ilan etmişti. Bunun karşısında bu grev yasaklarını dört gözle bekleyenler daha dün işçilerin haklı mücadelesini ve taleplerini bir yandan Cumhurbaşkanına yalvararak (Türk Metal Başkanı Kavlak’tan bahsediyoruz) bir yandan da patronlarla birlikte hazırladıkları satış sözleşmeleriyle nasıl planladıysalar, bugün gördüğümüz grev yasağı da benzer bir süreçtir. Grev yasağı patronlar, hükümet ve patron yanlısı sendikalar tarafından hem de bu kez savaş bahanesiyle el ele çıkarılmıştır.

Türk Metal sendikası kurulduğu aşamadan itibaren işçilerin kontrolden çıkmaması için tamamen patron yanlısı bir devlet sendikası olarak kurulmuştu. Yıllardan beri üyesi olan işçilerin sırtlarında bir ur gibi yaşamlarını sürdürdüler. Sendika bürokratları kendilerine yönelik biriken öfkeyle dönem dönem karşılaştılar. Bunun son örneği Bursa’dan başlayıp Türkiye geneline yayılan fiili işyeri eylem ve direnişleri olmuştu. Bu süreçte Türk Metal’den kitlesel istifalar başlamıştı. Bu tepkiden ötürü tutuşan Türk Metal ağaları çözümü yine AKP’ye ve patronlara giderek onlarla ortak çözüm üretmekte bulmuştu.

Bugün ise üzerindeki tepkileri azaltmak, yeni bir “Bursa vakası”nı engellemek için işçilere her türlü eylemi yapacaklarının, gerekirse genel greve çıkacaklarının sözünü vermişlerdi. Başta fabrikalar olmak üzere bazı yerlerde de alanlara çıkarak işçilerin biriken öfkesini boşaltan eylemlilikler yapmışlardı. Biz bu eylemlerin dün de bugün de göstermelik olduğunu, yalnızca işçilerin öfkesini boşaltmak için bir araç olduğunu, bir gece yarısı ansızın metal patronları ile işçiden habersiz düşük sözleşmeler imzalayacaklarını, metal patronlarının sözünün dışına çıkmayacaklarını, geçmişteki pratiklerinden ve şimdi yaptıklarıyla daha iyi anlamış bulunmaktayız. Peki, bu olumsuz Türk Metal tablosundan sonra bu sendikaya üye olan işçiler bu olumsuzluğun peşi sıra sürüklenmeli mi, yoksa yeni mücadele yöntemleri yaratıp hem sırtlarındaki sendika ağalarına hem de metal patronlarına gereken cevabı vermeli midirler?

 

Ne yapmalı?

“Türkiye’de işçi sınıfı mücadele etmiyor, mücadele zayıf” diyenler yalancıdır. Türkiye’de işçiler kendisini yakarak, soyunarak, madenlere kapanarak, grevler yaprak direniyor. Zaman zaman da kazanıyorlar. Ancak en büyük sorunumuz şu: mücadelelerimiz parçalı şekilde yaşanıyor. Metal işçisinin de en büyük problemi bu. Bugün metal işçileri bir yandan Türk Metal tarafından oyalanırken, Birleşik Metal üyesi işçiler de yalnızca kendi fabrikalarına sıkışmak durumunda kalıyorlar. Oysaki metal işçisi bir fabrikada değil, ancak mücadele eden tüm fabrikalar ile birlikte kazanabilir. Bu sebeple mücadelenin kazanılabilmesi için ve hükümetin yasağı, lokavt, saldırılar vb. tehlikelerini savuşturmak için derhal fabrika komitelerinden hareketle grev komiteleri kurulmalıdır. Grev sürecinin başarılı olması için de sendika ayrımı gözetmeksizin bu grev komitelerinin birlikte mücadele etmesinin, birleşmesinin yolları aranmalıdır.

image_pdfimage_print