“Zeytin Dalı”ndan kâr bekleyenler kim?

Hükümetin Afrin üzerinde başlattığı “Zeytin Dalı” seferinden neler beklediği pek çok yorumun konusu. Bizzat hükumetin kendisine göre amaç, “ülkenin güvenliği için terörist grupların imhası”. Bu terörist gruplar da ona göre PYD/PKK ve IŞİD. PYD’yi Türkiye’nin dışında terörist ilan eden başka bir ülke bulunmamasına ve IŞİD’i Suriye’den temizleyen başlıca örgütün bizzat PYD olmasına rağmen, bu ikisini bir araya getiren hükumetin bu tuhaf gerekçesini kim ne kadar süreyle yutacak, bunu zaman gösterecek.

Gerçek amacın ise, savaşın milli duyguları kışkırtarak AKP iktidarını ve RTE’nin egemenliğini sağlama almak; yayılmacı amaçlarla bölgenin jeopolitik konumu ve enerji kaynakları üzerinde denetim ve yarar sağlamak; komşu ülkelerdeki Kürt oluşumların genel Kürt halkı üzerinde yaratabileceği sempatiyi ve heyecanı yok etmek, dolayısıyla da bu halkın demokratik taleplerini köreltip ezmek olduğu pek çok kesim tarafından dile getiriliyor.

İşin ekonomik yönü de önemli elbette. Harabeye dönen Suriye’nin yarın “yeniden inşasında” Türk inşaat firmalarının söz sahibi olması, mevcut askeri operasyonla Türkiye’nin bölgede karar verici konuma gelmesine bağlı. Bölgenin enerji kaynaklarından sağlanacak devasa kârlar da egemen burjuva blokun bu kanlı operasyondan beklediği sonuçlar arasında. Ama iktidardaki egemen oligarşinin bu savaştan çıkar bekleyen bir kesimi daha var: Silah sanayicileri ve tüccarları.

“Yerli  silah sanayisi”

Hükümet, müttefiki olduğu NATO’dan “Zeytin Dalı”nı kısıtlayıcı bir itiraz gelmesin diye ısrarla, askeri operasyonun “tamamen yerli yapımı” silahlarla gerçekleştirilmekte olduğunu vurguluyor. Ve bu silahlar öyle eski Kırıkkale yapımı tabancalara hiç benzemiyor, açıklandığına göre bunların arasında insansız hava araçları, devasa “Fırtına” obüsleri, personel sevkıyatında kullanılan tank benzeri “Kirpi” araçları”, “Zıpkın” olarak adlandırılan hava savunma cihazları ve radarlar, roketler, füzeler, uçaklardan atılan “nüfuz edici” ve “hassas” bombalar, MPT76 makineli tüfekleri ve benzeri pek çok silah bulunuyor. Ülke kaynaklarından (yani hepimizin vergilerinden) ayrılan paralarla yaratılan insan ve çevre imha silahları bunlar. Bu silahlardan elde edilecek kârlar da tabii bunların kullanılmasına ve tüketilmesine bağlı. Kan ve gözyaşı üzerinden, ölüler ve sakat kalanlar üzerinden elde edilen kârlar… Silah tacirlerinin beklediği bu.

İnsan kıyımına, işçi emekçi katline ayrılan paralar ve elde edilen kârlar akıllara durgunluk verici nitelikte. SASAD’ın (Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği) 2016 yılına ilişkin raporuna bakıldığında bu görülebiliyor. Bu sektörün, yani “milli silah” üreticilerimizin 2016 yılındaki cirosu tam 6 milyar dolar olmuş ve bu miktarın %75’ini de devlet ödemiş. Ama dikkat, dahası var: bu ölüm tacirleri 2017 yılı için de tam 12 milyar dolarlık yeni sipariş almışlar, yani bir önceki yılın iki katı… Demek ki, hükümetin savaş niyeti daha o zamanlardan belliymiş (gazetemiz bunu çok öncelerinden tespit etmiş ve AKP iktidarını bir “savaş hükümeti” olarak adlandırmıştı).

Bu rakamların ne anlama geldiğini bazı örneklerle daha anlaşılır hale getirebiliriz. Örneğin 12 milyar dolarla,  (Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre) tam 11,000 köye veya mahaleye 12 derslikli ilkokul veya orta eğitim okulu kurulabilir veya 500 yataklı öğrenci yurdu açılabilir. Hatta, bu parayla en az 3,500 hastahane inşa edilebilir. Ama hayır, eğer devlet bu okulları, yurtları, hastaneleri kurarsa o zaman özel okul ve hastane patronları ne kazanacak, değil mi? Halka eğitim ve sağlık hizmetleri vermektense, ölüm ve cinayet silahları üretmek egemen oligarşinin daha çok işine geliyor.

Bütçe delik deşik ama…

Şimdi yukardaki 12 milyar doları aklımızda tutalım; bu, şimdiki kur üzerinden yaklaşık 45 milyar Türk lirası eder. Daha geçen hafta Maliye Bakanı Naci Ağbay, 2017 yılında bütçe açığının 47,7 milyar lira olduğunu ilan etti. Yani nerdeyse silah sanayicilerinin aynı yıl için aldıkları siparişlerin aynısı… Bu açık da tabii dış borçlanmayla kapatılacak, ülke yeni borç kapanına sıkıştıralacak ve hepsini devlet hastanelerinden ve okullarından mahrum olan bizler, işçiler ve emekçiler ödeyecek.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda AKP ve MHP oylarıyla kabul edilen 2018 bütçesinde savunma ve güvenlikle ilgili kurumlara ayrılan pay (diğerlerinin hepsinden fazla olacak biçimde) yüzde 41 oranında artırılarak 93 milyar lira olarak bağlanmış. Bu kurumların içinde doğrudan silah sanayisiyle ilgili olan Milli Savunma Bakanlığına ayrılan pay da 40 milyar lira. Tabii bu miktar da yetmeyecek, gene vergiler artırılacak, gene emperyalist merkezlere avuç açılacak. Tekrar edelim: bütün bu paralar halktan toplanan vergilerle ve gene halkın ödeyeceği dış borçlanmalarla elde edilip ölüm tacirlerine akıtılacak.

Bu nedenle diyoruz ki: Ülke kaynakları silah sanayisine değil, eğitime, sağlığa, istihdam yaratıcı kamu yatırımlarına, yoksullukla mücadele eden işçi ve emekçilerin refahına ayrılmalıdır. Ve bu nedenle de, işçi ve emekçilerin denetimindeki planlı bir ekonomi politikası için mücadele ediyoruz. Yerli ve yabancı tüm silah imal şirketlerine ve tacirlerine yapılan bütün siparişler iptal edilsin! Dış borç ödemeleri durdurulsun! NATO’dan çıkılsın ve tüm emperyalist ve yayılmacı ülkelerle yapılan askeri anlaşmalar feshedilsin!